Doğa ötesi tabiri, gözlemin ötesindeki tecrübeler, ruhçuluk esasında bir araya getiren şu manaları kapsar: duyularla kavranılanların dışındaki varlıkların malumatsi, kendisiliğinde şey'in malumatsi, doğanın ardında saklanen ve ona olanak veren varlık malumatsi, salt malumatsi, ussal malumat, madde olmayanın malumatsi, nihai erek malumatsi, tabiatsal ve şekilsel olmayanın malumatsi, dogmacı malumat, varlık kanunlarını bulmak için rüyasınen benliğin malumatsi.
Tek pek ve değişik şekillerde var olan nesnelerden ayrı, genel ve bir bütün olarak zenginliğin veyahut var olmanın ne bulunduğunu araştırır.

Metafizik, fiziğin üzerinde, ötesinde veyahut dışında kabul edilen kanaat konusunda, rüyasınsel tek mana ulaştırmaktadır.
İlk sefer Külüstür Yunan rüyasınürlerin ele aldığı esas doğa ötesi mesele, zihin doğrulusunda malumat nesnesi edinilebilen, fakat realite dünyada bulunmayan şeylerin (soyut rüyasıncelerin, mesela rakamların), genel olarak şekillerin zenginliği ve kaliteyidir.

Kısaca metafizik dalındaki bazı akımlar

Teleoloji
Evrende tek dizayn ve tek emel bulunduğunu savlayan doktrin.
Doğada her zenginliğin tek emeli, son ereği (telos) bulunduğunu müdafaa eden görüş.
Herşeyin tek telos’unun var olması safhande tek dizaynsının var bulunduğunun delili olarak görmekteyizdir.

Özcülük - Özcülük (essentialism)
Şeyler neyse, onları o kılan öznitelikler nelerdir.
Aristoteles’e göre özsel özellikler o kaliteler olmadan o şeyin o olmayacağı kalitelerdir.
Aristo’ya göre Sokrates’in akıllı olması onun özsel kaliteyiydi.
Çunki Sokrates akıllı olmasaydı Sokrates olamazdı.

Varlıkların ikinci tür kalifiyeliği ise ilineksel kalifiyeliktir.
Bu kaliteyi şeyin sebep bulunduğunu anlatır.
Ondan menfaatitılrsa o şey realiteliğini kaybetmez.
Sokrates’in basık burnu onun ilineksel kalifiyeliğidirç Bu kalifiyeliği kaldırsanız da Sokrates Sokrates olarak kalacaktır.


Akılcılık – Rasyonalizm
– Akılcılık ya da rasyonalizm şeklinde de isimlendirilen, malumatnin doğruluğunun duyum ve tecrübede değil kanaatde ve zihinde esaslendirilebileceğini öne müddetn felsefi görüş.
Aklı malumatni esas kaynağı ve sınanabilirlik değersü olarak kabul eden akım.
Bilginin duyu bilgilerine dayalı tecrübelerden kaynaklandığını ileri müddetn (ampirizm) tecrübecilik karşıtıdır.
Dünyanın akılsal tek tertip içinde bir bütün bulunduğu, parçaların mantıksal mecburilikla birbirine bağlı bulunduğunu, bundan dolayı da yapısının direk kavranabilir bulunduğu fikirine dayanır.
Başlıca ilham kaynağı yasatiktir


Determinizim –Belirlenimcilik
Ahlaki tercihler bilel tüm hadiseleri, hasr istemyi ve kişiyin farklı türlü davranabilmesi imkanını dışlayan, eskiden var olan sebeplerce tespit edildiğini müdafaa eden teori.
Bu teoriye göre safhanin tümüyle ussal tek yapısı bulunmaktadır; belirli tek vaziyetin noksansız malumatsine sahip olmak, o vaziyetin, geleceğine ait yanılmaz malumatyi de imkanlı kılar.

Determinizm yandaşlarına göre, teorilerı, ahlaki mesulluğun kabulüne marjinal değildir.
Örneğin belirli tek tutumın kötü neticeleri eskiden görülebilir; bu da insana ahlaki mesuliyet yükler ve insan eylemlerini tesirleyebilecek önleyici tek dış sebep oluşturur.
Spinoza'nın kanaat kaynaklarında değişik tesirlerin bulunduğu özetlenebilir.
Onun zor anlaşılan veyahut tamamiyle tam ters istikametlerde anlaşılan felsefesinin teşekkülünde tek yanda Musevi mistiklerini, İslam rüyasınürlerini, skolastikleri, 17.
yüzyılda oldukça önemli ilerlemeler kaydeden tabiatbilimlerini, Giordano Bruno ve bilhassa onun panteizmini ve tüm şunların ötesinde Descartes'ı ve Kartezyen felsefeyi buluruz.
Bir manada şunlara bağlı olarak onun felsefi meselesinin töz meselesi bulunduğunu, bu eksende varlık sorununa istikameteldiğini söyleyebiliriz.

Beden ve ruhun birbirlerine olan avantajları adına paralelliklerini müdafaa eden Spinoza ereksel tek sebepselliğe de karşı çıkmıştır.
Bununla beraber aşkın tek ilâh anlayışı adına alkoln tek tabiat anlayışı getirmiştir.
Böylece ruhun vücudu yönetmekte olduğu insanbiçimli ilâh fikri adına tüm muhteliflikleri barındıran ereksel olmayan pek tek tabiattan söz etmekle birlikte insandaki esas üç yanılsamayı tasvir etmiştir.
Ereklilik kapsamında; Şuur, istiklal ve ilâhbilimsel yanılsama.
“Spinoza’nın örneğinde, yeni gereçist felsefenin Yahudiliğin bağrında ya da Musevi geleneğinin kaynaklarında doğuşu gayet iyi takip edilebilir.
Bu gelenekde dini öz, ulusal, politik ve dünyevi içerikya oranla defa ince sığ kalıyor, başka bir deyişle Hıristiyanlığa tamamiyle aksi tek vaziyet.
Descartes'a göre realitelik, özü rüyasınme olan tek "zihin" (soyut) ile özü safhande tek yer işgal eden ve göreceli devasalüğü olan "madde" (somut) şeklinde de ikiye ayrılabilir.
Bu manada rüyasınür, her vakit için zihni maddenin önüne koymuştur.
Onun kanaat düzeninde, bazı kavramların, bulguların kaynağı, yaratılıştır.
Yani şunlar, doğuştan gelen ve doğruluğu, zenginliği tartışılmaz realite bulgulardir.
Ona göre, Ilâh, zihin ve madde kavramlarının zenginliği nettir ve doğruluğu su götürmez bu kavramlar doğuştan gelir; ileri tecrübelerden kaynaklanmaz.
Felsefede salt istihparata ulaşmanın pek yolu, şüphe edilmeyecek, açık ve net tek önermeye veyahut kavrama varıncaya dek, herşeyden şüphe duymaktır.
Fizik ve tabiat yasaları konusunda çalışmalar da yapan olan Descartes, 1644 seneninde Latince olarak kaleme aldığı "Principia Philosophia" (Felsefenin İlkeleri) isimli yapıtında, "Çevrimler Kuramı" ismini verilen kuramıyle, safhanin yapısı ve tabiat yasalarının işleyişi alakalı etkileyici bulgular öne sürmüştür.
Ondan ardından gelen meşhur fizikçi Isaac Newton için bu kuram, esas malumat kaynağı meydana gelmiştir.

Süreç Felsefesi
Varlığı oluş olarak kabul edenler :
Herakleitos - İlkçağ felsefesinde safhanin daimi tek değişim, akış ve oluş durumunda bulunduğunu ileri müddetn ilk rüyasınür Herakleitos (M.Ö.
540-480)'tur.
Ona göre safhanin ana maddesi ateştir.
Ateşten meydana gelen her şey yeniden ateşe dönecek, fakat ateş yine tümşeyleri yaratacaktır.
Evrende duraAlfred N. Whitğan hiçbir şey yoktur.
Her şey daimi tek değişim, oluş içerisindedir.Doğa gibi kişiyin kendi de vücudu ve ruhuyla daimi tek değişim durumundadır.
Herakleitos'a göre safhan, boyuna akan, durmadan değişikliğe uğrayan dönüşümlü olarak yok olup yine meydana çıkan tek proses tek oluştur.

ehead Zenginliği oluş olarak kabul eden feylesoflardan bir tanesi de Alfred N.
Whitehead (1861-1947)'dir.
Ona göre safhande mekanik tek sistemin bulunduğu fikiri doğru değildir.
Evren daimi tek oluş içerisindedir.
Bu oluşta her şey birbirine bağımlıdır.
Her varlık, var olmak için farklı tek varlığa muhtaçtır.
Whitehead, safhande birbirini tamamlayan zıt iki efor bulunduğu fikirindedir.
Bu güçlerden biri safhane "yaratıcılık" öteki "süreklilik imkanı verir.
Böylece safhan, işlek tek oluş olarak zenginliğinı sürdürür.
Whitehead bu fikirinü şu şekilde dile kazançr: "Evrenin akıp geçmekte oluşundan farklı tek esas doğru yoktur."
Varlığı idea kabul eden feylesoflardan Platon, Aristoteles, Farabi ve Hegel'dir.
Varlığı hem madde hatta idea olarak kabul edenler : Descartes doğrulusunda delegasyon edilen bu yaklaşım en uygunizmle gereçizmi sentezlemeyi tecrübe etmiştir.
Ona göre zenginliğin özünde tek değil iki maden yer almaktadır: madde ve idea.Bu ikisini birbirinden ayırmak imkansızdır.Bu yaklaşım iki maden belirlemesında yer aldığı için dualizm(ikicilik) ismini alırken başka yaklaşımlar zenginliğin özünü pek madenle izah ettiklarından tekçilik(monizm) ismini almışlardır.
Varlığı fenomen olarak kabul edenler : Zenginliği Fenomen kabul etme.Edmund Husserl doğrulusunda delegasyon edilen bu yaklaşıma öre insan varlığa kıymetler yükleyerek yaklaştığından onun özüne hiç yaklaşamamaktadır.Varlığın özü kıymetlerden ayrıştırılmış(ayraç içerisine alınmış) mutlak zenginliğin kendidir.
Buna Husserl “fenomen” ismini vermiştir.Kısacası “fenomen” kişiyin varlığa yüklediği bütün kıymetliklerin arındırılmasından ardından artakalan özüdür.

Dialektik Felsefe
Bilim tabiatta değişikliğe uğramayan tek nesne veyahut realitelik olmadığını tanıtlamıştır.
Her şey daimi, değişiklik göstermektedir.
Bu bakımdan ve bu manadaki töz, külüstür felsefenin tek kompusundan kafaya bişi değildir.
Diyalektik felsefede töz, özdek demektir
Tasarruf İlkesi
Son iki asırda ilmi dünya fikirinün doğa ötesi kavramlar karşısında zafer galip gelmesi ile Rudollph Carnap ve Viyana Etrafı olarak bilinen tek küme rüyasınür metafiziği akıldışı spekülasyon kabul ederek dönem dışı bırakmıştır.

Rudollph Carnap - Alman esaslı Amerikalı rüyasınürdür.
Mantıkçı pozitivizm akımını geliştirmiş olan tek küme bilim kişiyi, feylesof ve yasatikçinin 1930'larda kurmuş bulunduğu Viyana Çevresinin en güzide azalarınden bir tanesi olan Carnap, mantık ve bilim felsefesine, ihtimal teorisiyla da tümevarımsal menfaatim içeriğine ehemmiyetli katkılar yapantır.
Metafiziksel deyişlerin tecrübesel yollardan ispatlanamıyacağını korunarak metafiziği reddetmiştir.
Felsefik sorunların dilin ihmali hasebiyle meydana çıktığını ve bu nedenden dolayı uydurma bulunduğunu söylemiştir.
Bu nedenden dolayı felsefik sorunların analiz etmesinde en ehemmiyetli aracın dilsel bulunduğunu belirtmiştir.

Metafizikçiler
Felsefe tarihinin ilk doğa ötesiçileri Parmenides ve Platon'du.
Sonraki asırlarda metafiziğin en ehemmiyetli hususlarından biri olarak görünen dünya ile realite dünya farkı ilk defa bu rüyasınürlerce dile kazançldi.
Platon, daimi değişikliğe uğrayan, paydilen dünyanın geçici nesnelerinin karşısına, değişikliğe uğramayan, duyulara datalmeyen, kanaat yolu ile ulaşılabilir tek dünya yerleştirdi.
Platon
Plato'nun, Sokrates ile talebesi arasında geride bıraktığımız tek diyalogu üstünden anlattığı mağara alegorisinde mağara duvarına zincirlenmiş olarak yaşam sürdüren, tüm hayatları süresince tek küme insandan soz eder.
Bu kişiler ömürlerinı engel olurindeki boş duvara bakarak geçirirler.
Arkalarındaki ateşin önünden geride bıraktığımız öbjeler bu boş duvara akseder.
Alegorideki Sokrates mahkûmların gerçeğe fakat mağara duvarındaki gölgeler kadar yaklaşabileceğini söyler.
Feylesof zincirlerinden kurtularak mağaranın dışındaki en uygunar dünyasına çıkabilirse gerçeğe ulaşabilecek ve mağara mahkûmlarını aydınlatabilecektir.
Aristotoles
Aristoteles bunu değişik tek şekilde yorumladı.
Ona göre madde her vakit “telos” diye konuştuği kendisi en üst şekline doğru daimi tek devinim içerisindeydi.
Dolayısıyla Aristoteles için parasal dünya uzuvik değişim içerisindeki tek daimilikti.
Aristoteles’e göre, doğa be*lirli tek emele göre meydana gelen tek prosestir; böy*le tek düzenekde raslantıe hiçbir şeklinde yer yoktur.
Anaksagoras’ın "telos" ve kaynaklı*sıyla Aristoteles’in "entelekheia" kavram ı ardından tüm idealist felsefelerin esas kavramı durumuna gelmiştir.
Gaiyet ya da emellilik (gaye-sebep) ilkesi henüz yakın vakitlera kadar, olumlu doğa bilimlerinde dahi determinizm (neden-etki) adına kulla*nılmaktaydı.
Bütün doğa hadiseleri arasında geçerli olan kanun ve bağıntılar Aristoteles’in meydana koymuş bulunduğu telos (ulaşılması lüzumlenen manevi erek) anlayışıyla yorumlanmaya uğraş verilmiştir.
Farabi, îbni Sina, Aquino’lu Thomas, Leibniz, Buffon, Hegel, Heidegger vb.
gibi rüyasınürler bu Aristotelesçi teleolojik anlayışı sürdürmüş*lerdir.
Kant, ise bilimi kuran akıl bölümünde ideolojinin rüyasınülmez bulunduğu*nu belirtirken, sanat ve uzuvik doğa görü*şünde tek iç emelliliktan (gaiyetten) soz et*mektedir.
Hıristiyanlığın ilerlemesiyle, ortaçağda dinsel tesir kısmına giren metafiziğin ana meselesi Tanrı'ydı.
Tanrı'nın zenginliğinı ispatlamak için muhtelif usavurmalar geliştirilirken, Ilâh ile dünya arasındaki temasler (yaratılış, dönemin başlangıcı, Tanrı'nın dünya içerisinde zenginliği vb.) metafiziğin esas hususları oldu.
Böylece ortaçağda doğa ötesi ilâhbilim ile eş sayıldı.
Ortaçağ egemenliği tümüyle Hıristiyan kilisesinin elindedir.
Hıristiyan kilisesine göre dinsel dogmaların dışında hiçbir bilim yoktur, pek realite dinsel dogmalardır.
Birçok aydın kanaatleri kapsamına giren durumda ilâhbilim ile eş kabul edilen metafiziğin ortaçağda Hıristiyan kilisesi doğrulusunda uygulanmasıyla ortaçağa karanlık çağ ismi verilmiştir.
16.
yüzyıldan ardından doğa ötesi tabiri, ontoloji (varlık bilimi) manasında kullanıldı.
Ne var ki bu varlık, “duyularla kavranılan dışındaki varlık” ve “görünüşlerin ardındaki kendisilik” olarak ele alınıyordu.
Kant
Modern felsefenin gelişim seyrine makul olarak malumat teorisini ön tasarıya çıkartmıştır.
Kant'ın gözünde bilim, liderlleri net olan ve formülleri, fakat Hume'unki gibi felsefi tek şüpheciluk benimsendiği vakit sorgulanabilen üniversal tek disiplindir.
Bilim yansızdır ve nesneldir.
O, felsefedeki ilk ve esas görevunun bilimi esaslendirmek, ardından da ahlakın ve dinin rasyonelliğini müdafaa etmek bulunduğuna inanmayı tercih etmiştir.
Bu emeli yapmak için, hem Descartes'ın rasyonalizminden ve hatta Hume'un empirizminden ehemmiyetli gördüğü unsurları alarak, transsendental epistemolojik en uygunizm diye malum kendisi malumat teorisini geliştirmiş, artan bilimin felsefi esaslarıni gözler önüne serdikten ardından, istiklal ve ödev fikrine dayanarak Hristiyan ahlakını koruma gayreti vermiştir.
O, fenomenal realitelikle, başka bir deyişle bizim duyular vasıtasıyla deneyim ettiğimiz dünya ile numenal realitelik, başka bir deyişle duyusal olmayan ve ile ilgili bilgili olunamayacak dünya arasında tek fark yapantır.
Hegel
Hegel'e gelinceye kadar bu çağın metafiziği de, ortaçağın metafiziği gibi, ilmi temel olarakn mahrum kompul görüşler ve zenginliğin duyularla idraklanamayan kendisiliği üzerine düşünülen yapıntılar olarak sürüp gitmiştir.
Hegel'in kurduğu düzeneke 'diyalektik mantık' olarak bilinen düzeneke göre, tek düşünce (yani tez), karşısındaki farklı tek tezle (anti-tezle) karışır, bundan yeni tek anlayış, yan, sentez doğar.
Hegel, Kant'ın felsefesine inanmakla birlikte onun düşüncelerini kafisiz buluyordu.
Kant'ın tersne kişilerin tümşeyleri öğrenebileceklerine inanmayı tercih etmişti.
Hegel'e göre dünya demek mantık demekti.
İnsanlar mantığın hudutlarını çözdükleri anda insanîn hudutlarını da çözmüş olacaklardı.
Hegel'e göre, biricik, işlek felsefe, çelişmelerin -daha doğrusu zıtların- felsefesidir; çiçek, meyvenin meydana çıkmasına yol açar, fakat meyvenin meydana çıkması için de, çiçeğin ortadan uyanması gerekmektedir.
Demek ki üremenin gerçeği, hem çiçek hem meyve olmaktır.
Ölüm hem ortadan kaldırmadır, hem yine doğuşu gerçekleştiren şartdır.
Descartes
Descartes en uygunizmle gereçizmi sentezlemeyi tecrübe etmiştir.
Ona göre zenginliğin özünde tek değil iki maden yer almaktadır: madde ve idea.Bu ikisini birbirinden ayırmak imkansızdır.Bu yaklaşım iki maden belirlemesında yer aldığı için dualizm(ikicilik) ismini alırken başka yaklaşımlar zenginliğin özünü pek madenle izah ettiklarından tekçilik(monizm) ismini almışlardır.
Fransız rüyasınürü Rene Descartes da şu şekilde demektedir: "Tözü rüyasındüğüm vakit var olmak için kendisinden farklı hiçbir şeyin zenginliğina muhtaç olmayan bişiyi rüyasınüyorum.
Açık söylemek icabında bu tür olmayan yalnız Tanrıdır."
Spinoza
Hollandalı rüyasınür Baruch Spinoza da şu şekilde diyor: "Töz kelimesinden, kendi kendine ve kendi için var olanı anlıyorum.
Bu kavramın ortaya gelmesi için farklı tek kavrama gereksinim yoktur." Spinoza'nın kanaat kaynaklarında değişik tesirlerin bulunduğu özetlenebilir.
Onun zor anlaşılan veyahut tamamiyle tam ters istikametlerde anlaşılan felsefesinin teşekkülünde tek yanda Musevi mistiklerini, İslam rüyasınürlerini, skolastikleri, 17.
yüzyılda oldukça önemli ilerlemeler kaydeden tabiatbilimlerini, Giordano Bruno ve bilhassa onun panteizmini ve tüm şunların ötesinde Descartes'ı ve Kartezyen felsefeyi buluruz.
Bir manada şunlara bağlı olarak onun felsefi meselesinin töz meselesi bulunduğunu, bu eksende varlık sorununa istikameteldiğini söyleyebiliriz.
Beden ve ruhun birbirlerine olan avantajları adına paralelliklerini müdafaa eden Spinoza ereksel tek sebepselliğe de karşı çıkmıştır.
Bununla beraber aşkın tek ilâh anlayışı adına alkoln tek tabiat anlayışı getirmiştir.
Böylece ruhun vücudu yönetmekte olduğu insanbiçimli ilâh fikri adına tüm muhteliflikleri barındıran ereksel olmayan pek tek tabiattan söz etmekle birlikte insandaki esas üç yanılsamayı tasvir etmiştir.
Ereklilik kapsamında; Şuur, istiklal ve ilâhbilimsel yanılsama.
Husserl
Varlığı Fenomen kabul etme.Edmund Husserl doğrulusunda delegasyon edilen bu yaklaşıma göre insan varlığa kıymetler yükleyerek yaklaştığından onun özüne hiç yaklaşamamaktadır.Varlığın özü kıymetlerden ayrıştırılmış(ayraç içerisine alınmış) mutlak zenginliğin kendidir.