Etiketlenen üyelerin listesi

+ Yeni Konu aç
Sayfa 1/3 123 SonSon
29 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Alfabetik sırayla Türk Büyükleri

  1. #1
    Lima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.04.2019
    Yer
    Bjk...
    Mesajlar
    854
    Mentioned: 17 Post(s)
    Tagged: 1 Thread(s)

    t8 Alfabetik sırayla Türk Büyükleri

    Abaza Hasan Paşa

    Sultan Dördüncü Mehmed Han devrinde Osmanlı tarihinin en büyük celali isyanını çıkaran asi reisi. Silahdar bölüğüne mensup kapıkulu süvarilerindendir. Anadolu?da Türkmen boylarının ağası olan Haydaroğlu Mehmed?in çıkardığı isyanı bastırarak meşhur oldu. Bu başarısı dolayısıyla Yeni İl Türkmen voyvodalığına tayin edildi. Ancak bir süre sonra görevden alınmasına kızarak isyan etti. Gerede ve Bolu arasındaki sahayı hükmü altına aldı ve bu sırada isyan etmiş olan İbşir Paşa ile birleşerek üzerine gönderilen Katırcıoğlu?nu yendi. Bunun üzerine isyanını önlemek gayesiyle yeniden Türkmen ağalığına tayin edildi.

    Abaza Hasan Paşa, İbşir Mustafa Paşanın sadrazamlığı sırasında ona müşavirlik görevinde bulundu. Ancak bir takım hadiselere sebep olduğundan dolayı İbşir Mustafa Paşa idam edilince Abaza Hasan Paşa onun intikamını almak gayesiyle tekrar isyan etti. Osmanlı ordusu Macaristan seferinde iken büyük bir kuvvetle İstanbul üzerine yürüdü. İsyan hareketinin büyümesi üzerine Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa, Erdel?den İstanbul?a dönmek mecburiyetinde kaldı. Köprülü Mehmed Paşanın sadrazamlıktan azlini temin etmek üzere ileri harekata geçen Abaza Hasan Paşanın üzerine Anadolu serdarı Diyarbakır valisi Murteza Paşa gönderildiyse de, Hasan Paşa, gelen orduyu Ilgın civarında mağlup etti. Daha sonra kış bastırıp, ordunun iaşesini teminde zorluk baş gösterince, Abaza Hasan Paşa da ordusunu dağıttı. Bu esnada Murteza Paşa ile Halep valisi Tutsak Ali Paşanın tekliflerine kanarak Halep?e gelen Abaza Hasan Paşa üzerine bir gece baskını yapıldı. Suç ortakları ile birlikte gerekli cezayı gördü (1658).
    Duygularim Eceli İle Ölmüs Olamazlar Otopsi İstiyorum

  2. #2
    Lima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.04.2019
    Yer
    Bjk...
    Mesajlar
    854
    Mentioned: 17 Post(s)
    Tagged: 1 Thread(s)

    Standart Cevap: Alfabetik sırayla Türk Büyükleri

    Abbas Hilmi Paşa

    Mısır valilerinden. Babası Ahmed Tosun Paşadır. Vehhabiler üzerine sefer yapıp, onların fitne hareketlerine mani olmak için vazifelendirilen Mehmed Ali Paşanın çok sevdiği torunudur. 1813 (H.1228)te Cidde'de doğdu. Mısır’da yetişti.


    Abbas Hilmi, amcası İbrahim Paşanın 1848 senesinde vefatı üzerine Mısır valiliğine tayin edildi. Bu sırada Osmanlılarda Tanzimat devri başlatılmış ve Mısır’da da Avrupa’nın tesiri ile bir takım reformlar yapılmaya başlanmış, Avrupai tarzda bazı müesseseler açılmıştı. Avrupalıların menfaatlerine olan işlere, Abbas Hilmi karşı çıktı. Reformlara uyularak açılan bu neviden bir takım kuruluşları kapattı. Bu kuruluşlarda misyoner gibi faaliyet gösteren pekçok Avrupalı danışman ve eğitimciyi vazifelerinden aldı. Devrin alimlerinden Tahtavi’yi 1850 senesinde Hartum’a gönderip, bir medrese açmasını istedi. Diğer taraftan masrafları kontrol altına aldığı gibi, vergilerde indirim yaparak halkın iktisadi durumunu oldukça iyi bir hale getirdi. Kahire’de bir harp okulu kurdu.

    Tanzimatın Mısır’da uygulanması konusunda Osmanlı Devleti ile ortaya çıkan meseleleri çözmek üzere Fuad Efendi (Paşa) Mısır’a gönderildi. Fuad Efendi bu hususta bazı düzenlemeler yaptı ve şikayet konusu meseleleri halletti. Bu zamanda bir İngiliz şirketi, Kahire ile İskenderiye arasında demiryolu inşaatına başladı ve 1853’te tamamladı. Böylece İngilizler, kısa yoldan Mısır içlerine ulaşma fırsatını da elde ettiler.

    Abbas Hilmi, dedesi Mehmed Ali Paşaya verilen fermanı değiştirerek, valiliğe, ailenin en yaşlısının geçmesi usulünü kaldırmak ve kendi yerine oğlu İbrahim Paşayı bırakmak istiyordu. Bu maksatla oğlunu Abdülmecid Hana damad yaptı. Fakat vefat etmesi ile bu işi gerçekleştiremedi. Abbas Hilmi, Kırım Harbinde Osmanlı sultanı Abdülmecid Hana yirmi bin kişilik bir ordu ve bir donanma göndererek yardımda bulundu. Bu yardımı gönderdiği sıralarda Kahire’deki köşkünde aniden öldü. Zehirlenerek öldürüldüğü de rivayet edilmektedir.
    Duygularim Eceli İle Ölmüs Olamazlar Otopsi İstiyorum

  3. #3
    Lima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.04.2019
    Yer
    Bjk...
    Mesajlar
    854
    Mentioned: 17 Post(s)
    Tagged: 1 Thread(s)

    Standart Cevap: Alfabetik sırayla Türk Büyükleri

    Abbas Hilmi Paşa - II

    Osmanlı Devleti tarafından Mısır’a gönderilen son hidiv. 14 Temmuz 1874 (H.1291) senesinde İskenderiye’de doğdu. Hidiv Tevfik Paşanın oğludur. Mısır’da prenslere ait mektepte okuduktan sonra İsviçre’de tahsil gördü. Kardeşi Mehmed Ali ile beraber Viyana’daki Theresianum okuluna devam etti. 1892’de babasının vefatı üzerine on sekiz yaşında Osmanlı Devleti tarafından Mısır hidivliğine getirildi.

    Abbas Hilmi Paşanın genç ve idari işlerde tecrübesiz olması sebebiyle, Osmanlı hükümeti, Mısır’da senelerce Osmanlı Devleti Mısır fevkalade komiserliği yapan ve Mısır’ın idaresiyle ilgili işlerde tecrübesi ile tanınan Ahmed Muhtar Paşayı kendisine müsteşar-ı has tayin etti. Böylece İngiltere’nin, hidiv Abbas Hilmi Paşa üzerindeki tesir ve telkinleri önlenmek istendi. Fakat İngilizler, Mısır’ın içişlerine karıştılar ve Mısır’daki işgal kuvvetlerini arttırdılar. Mısır ordusundaki yüksek rütbeleri ele geçirdiler. Mısır idarecilerini elde etmeye başladılar. Osmanlı komiseri olan Gazi Ahmed Muhtar Paşa vazifesine devam ediyordu. Ancak İngiliz komiseri Lord Cromer ve ondan sonra yerine tayin edilen Lord Kitchener ön planda rol oynuyordu. Lord Kitchener, ekseriyetini Mısır halkından topladığı bir ordu ile Sudan’a saldırınca, İngilizler ile Fransızlar arasında uzun süren siyasi tartışmalara sebep olan Paşoda meselesi ortaya çıktı ise de, Fransız ve İngiliz ileri gelenlerinin savaş istememeleri üzerine kapanıp gitti.

    İkinci Abdülhamid Hanın Abbas Hilmi Paşaya verdiği hidivlik fermanında, Mısır’ın idaresi ve hudutları hakkında bazı değişikliklerden bahsedilmişti. O zamana kadar Mısır jandarması tarafından beklenen Akabe’nin Hicaz iline katılarak Osmanlı askerinin koruması altına verilmesi istenmişti. Bu durum, Akabe Körfezi ağzındaki Tran Adasının, Hindistan yolu üzerindeki çok elverişli bir deniz üssü haline gelmesi ihtimalinden dolayı, İngiltere’nin şiddetli itirazlarına ve uzun tartışmalara sebep oldu. Sonra mesele Akabe’nin yine eski halinde kalması şeklinde ve İngilizlerin isteğine göre bırakıldı.

    Vazifesinin ilk senelerinde İngilizlerin idaresine muhalif bir siyaset takip eden Abbas Hilmi Paşa, nazırların reisliğine Fahri Paşayı tayin etmek istedi. Bu sebeple Kahire’deki konsolos temsilcileri ile anlaşmazlığa düştü. Çok şiddetli bir hal alan bu anlaşmazlık, Riyaz Paşa tarafından kurulan nazırlar heyeti tarafından halledildi. Abbas Hilmi Paşanın, İngilizlere karşı muhalefeti de uzun sürmedi. Mısır daimi komiseri Ahmed Muhtar Paşa, Osmanlı Devletinin Mısır üzerindeki haklarının belli bir ölçüde, şeklen de olsa korunmasında büyük gayret göstermesine karşılık, Abbas Hilmi Paşa bu derecede istikrarlı bir siyaset güdemedi.

    Abbas Hilmi Paşa, 1893’te Ahmed Muhtar Paşa ile İstanbul’a gitti. Sultan İkinci Abdülhamid Han onu alaka ile karşılayıp, hediyeler verdi. Abbas Hilmi Paşa, İstanbul’a geldiği senenin ertesi senesi Avrupa seyahatlerine çıkmaya karar verdi. Onun bu seyahatleri neticesinde Mısır’da idari bir boşluğun doğması tehlikesi vardı. Bu sebeple Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin Mısır hidivi üzerinde etkili olmaması için Ahmed Muhtar Paşadan bu seyahatlere mani olmasını istedi. Fakat Abbas Hilmi Paşa bütün ısrarlara rağmen seyahatten vazgeçmeyince, Osmanlı Devleti gittiği her Avrupa ülkesinde onu takip etmeye çalıştı.

    Mısır’da ölçülü ve dengeli bir siyaset sürdüremeyen Abbas Hilmi Paşa’nın, hem Mısır’da hem de diğer dış ülkelerde muhalifleri artmaya başladı. Neticede çeşitli suikastlara maruz kaldı. 1894’te suikast yapmak üzere olan bir İtalyan, İskenderiye’de yakalandı. 1914’te ise, İstanbul’da uğradığı bir suikastta yaralandı. Bundan sonra da Birinci Dünya Savaşı çıkması sebebiyle bir daha Mısır’a dönemedi. İstanbul’da ve Avrupa’da yaşadı. Birinci Dünya Savaşı esnasında Almanlarla işbirliği yaparak Fransızları müttefiklerinden koparmaya çalıştı ise de muvaffak olamadı. Birinci Dünya Harbinin başlaması ile İngilizler 19 Aralık 1914’te Mısır’ı himayelerine alıp, Osmanlıların Mısır’daki haklarını da sona ermiş saydılar. Abbas Hilmi Paşayı da hidivlikten azlettiler. Osmanlılar ise Abbas Hilmi Paşanın hidivliğini Lozan Antlaşmasına kadar geçerli saydılar.

    Abbas Hilmi Paşadan sonra, amcası ve hidiv İsmail Paşanın oğlu olan Hüseyin Kamil, İngilizler tarafından Mısır’da sultan ilan edilerek hidivlik kaldırıldı. Böylece Mısır’ı Osmanlı idaresinden ayırarak kendi emellerine hizmet ettirdiler. 1923 senesinden sonra hayatını İstanbul ve Viyana’da geçiren Abbas Hilmi Paşa, Mısır’ın bağımsızlığa kavuşmasından ve Hüseyin Kamil’in yerine Fuad’ın kral olarak getirilmesiyle 1922’de hidivlik haklarını tamamen kaybetti ve malları müsadere edildi. Kendisi de, ömrünün son günlerini geçirdiği İsviçre’nin Cenevre şehrinde 1944 senesinde öldü.
    Duygularim Eceli İle Ölmüs Olamazlar Otopsi İstiyorum

  4. #4
    Lima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.04.2019
    Yer
    Bjk...
    Mesajlar
    854
    Mentioned: 17 Post(s)
    Tagged: 1 Thread(s)

    Standart Cevap: Alfabetik sırayla Türk Büyükleri

    Abdi Paşa

    Osmanlı Devletinin Budin eyaletindeki son valisi ve meşhur Budin kahramanı. Asıl adı Abdurrahman’dır. Doğum yeri ve tarihi bilinmemektedir. Yeniçerilikten yetişti. Yüksek zekası ve kabiliyeti ile 1668 yılında Yeniçeri ağası oldu. Girit savaşlarında büyük kahramanlıklar göstermesi üzerine vezirlik rütbesine terfi etti. Bundan sonra sırasıyla; Bağdad, Mısır, Bosna ve Budin valiliklerinde bulundu. 1684 yılında Halep valiliğine, aynı yıl tekrar Budin valiliğine tayin edildi. Budin valisiyken az bir kuvvetle 1686 yılında doksan bin kişilik Haçlı ordusuna karşı durdu. Düşmanın teslim tekliflerini geri çeviren Abdi Paşa, 1686’da çıkarma harekatı yaparken şehid oldu. Bu sırada 80 yaşlarındaydı. Haçlı ordusu ancak bundan sonra şehre girebildi. Macarlar, Abdi Paşaya hürmet etmişler ve hatırasına kabrini imar ederek üzerine Türkçe ve Macarca Abdi Paşayı metheden ve şehadet tarihi bulunan bir mezartaşı koymuşlardır.
    Duygularim Eceli İle Ölmüs Olamazlar Otopsi İstiyorum

  5. #5
    Lima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.04.2019
    Yer
    Bjk...
    Mesajlar
    854
    Mentioned: 17 Post(s)
    Tagged: 1 Thread(s)

    Standart Cevap: Alfabetik sırayla Türk Büyükleri

    Abdi Paşa (Nişancı)

    Osmanlı devlet adamı ve tarihçi. Asıl adı Abdurrahman?dır. İstanbul?un Anadoluhisarı semtinde dünyaya geldi. Doğum tarihi belli değildir.

    Eğitim ve öğretimini Enderun-ı hümayunda tamamladı. 1648?de Saray-ı Hümayunun Büyük Oda kısmında ilk resmi vazifesine başladı. İki sene sonra Seferli Koğuşuna atandı. Bu vazifede 1659?a kadar kalan Abdi Paşa, Has Oda?ya tayin edildi. 1665?te tuğra çekme vazifesi verildi. 1668?de sır katipliğine getirilen Abdi Paşa ertesi sene Temmuz ayında vezirlik rütbesi ile nişancılık nasbına tayin edilerek saraydan ayrıldı. Uzun süre bu vazifede kalan Abdi Paşa Çehrin Seferi sırasında İstanbul kaymakamı oldu (1678). Ertesi sene dördüncü vezirliğe terfi etti. İkinci vezir iken 1682?de Basra valiliğine tayin edildi. On sene kadar çeşitli illerde valilik yaptı. 1690?da Kandiye, sonra Sakız muhafızlığına getirildi. Sakız muhafızı iken 1692 yılında vefat etti.

    Abdi Paşa, devlet hizmetleri dışında Vekayiname adlı Osmanlı tarihi ile meşhur olmuştur. Bu eserini Has Oda?da vazifeliyken Dördüncü Mehmed Hanın isteği üzerine yazmaya başlamıştır. Eserin dili oldukça sade olup, üslubu güzeldir. Dördüncü Mehmed Han zamanı için birinci derecede kaynak olan bu eser, daha sonraki tarihçiler tarafından kullanılmıştır. Eser henüz yayınlanmamış olup, yazma nüshası Topkapı Sarayı Kütüphanesinde mevcuttur.

    Abdi Paşanın, ayrıca edebi sahada da çalışmaları vardır. Abdi mahlası ile yazdığı şiirlerini bir Divan?da toplamıştır. Ayrıca Ka?b bin Züheyr?in Kaside-i Bürde?sine ve Divan-ı Urfi?deki bazı şiirlere şerhler yazmıştır.
    Duygularim Eceli İle Ölmüs Olamazlar Otopsi İstiyorum

  6. #6
    Lima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.04.2019
    Yer
    Bjk...
    Mesajlar
    854
    Mentioned: 17 Post(s)
    Tagged: 1 Thread(s)

    Standart Cevap: Alfabetik sırayla Türk Büyükleri

    Abdulaziz Han


    Osmanlı padişahlarının otuz ikincisi. Sultan İkinci Mahmud?un ikinci oğlu ve İslam halifelerinin doksan yedincisidir. 1830 yılında doğdu. Annesi Pertevniyal Sultan Hanımdır. İyi bir tahsil görerek yetiştirildi. Sultan Abdülmecid Hanın vefatından sonra 1861 yılında, 32 yaşında padişah oldu.

    Abdülaziz Han, güçlü kuvvetli, ata sporlarından güreşe, ciride, ava meraklı, kahraman yapılı bir hükümdardı. Halk kendisini sevmekte, ikinci bir Yavuz olarak görmekteydi. Üzerinde durduğu en mühim mesele ordu ve donanmanın yeniden tanzim edilmesi, yeni usullere göre tekamül ettirilmesiydi. Avrupa?dan elde edilen kredilerin pek çoğu bu sahada sarf edildi. Donanma, dünyanın sayılı donanmalarından birisi oldu. Nizamiye, ihtiyat, redif ve müstahfız adıyla 700.000?i aşkın askeri bir kuvvet hazırladı. Bunların top ve tüfek ihtiyaçları için de modern tesisler kurdurdu.

    Sultan Abdülaziz Han, zeki, anlayışlı ve dünya siyasetine vakıf olduğu için saltanatının ikinci yılında (1863) Mısır?ı ziyaret etti. Kalabalık bir heyetle beraber, Mısır?a yapılan bu gezi çok gösterişli oldu. Yavuz Sultan Selim?den sonra Mısır?a gelen ilk Osmanlı sultanına halk çılgınca sevgi gösterilerinde bulundu. Sultan Abdülaziz, Kahire?yi at üstünde dolaştı. Bu seyahat Mısır halkının Hilafet makamına olan bağlılığının güçlenmesini sağladı.

    1867 yılında Paris?te açılan büyük bir sergiyi görmek için imparator Napolyon?un davetini kabul ederek Fransa?ya gitti. Oradan, İngiltere, Belçika, Almanya, Avusturya, Macaristan yoluyla memlekete döndü. Bu seyahatlerinde Fransa imparatoru Üçüncü Napolyon, İngiltere Kraliçesi Victoria, Belçika Kralı İkinci Leopold, Prusya Kralı Birinci Wilhelm, Avusturya İmparatoru ve Macaristan Kralı Birinci Fransuva-Josef, Romanya Prensi Birinci Karol ile görüştü. Sekiz ülkeye gitti. Beş hükümdarla görüştü.

    Balkanlarda Rusya ve diğer devletlerin desteklemesi ile çıkan isyanlar, devrinin en mühim hadiselerindendir. Rumeli ve Girit?teki gayrimüslim halkın ayaklanmaları devletin başına büyük gaileler açtı. Karadağ, Sırp, Bulgar ve Girit isyanları ile hükümet hem nüfuz, hem de mali bakımdan kayıplara uğradı. Karadağ?a yapılan savaşlar kazanılarak bu mesele bir müddet için kapandı. Sırbistan?da bazı kalelerdeki askerlerin geri çekilmesi ile anlaşma yapıldı. Girit?teki isyan, başarılı bir askeri harekat ile bastırıldı.

    Mahmud Nedim Paşa'nın sadareti, hem dışta hem de içte devletin itibarının sarsılmasına sebep oldu. Taraftarı olduğu Rus Sefiri İgnatiyef?in tavsiyeleri ile hareket eden Mahmud Nedim Paşa, aldığı kararlarla Avrupa devletlerinin tepkisini çekti. Bilhassa devletin senelik ödediği borcunu beş sene müddetle ödenmeyeceğini bildirmesi üzerine Avrupa?da Osmanlılar aleyhine gösteriler yapılmasına yol açtı. Zaten Rusya?nın da istediği buydu. Nitekim, Ruslar bu karışıklıktan faydalanarak Balkanlarda Panislavizm propagandasını yaygınlaştırıp büyük huzursuzluklar çıkardılar. 1875 yazında Bosna-Hersek?te isyanlar çıktı. Bunu Rusya?nın teşviki ile 1876?da Sırbistan?ın Osmanlı Devletine savaş ilanı takip etti. Osmanlı Devleti sıkıntılar içinde olmasına rağmen Sırbistan?ı kısa sürede mağlup etti. Ardından Bulgaristan?da karışıklıklar çıktı ise de mahalli kuvvetlerle bastırıldı.

    Sultan Abdülaziz Han, Balkanlardaki tehlikeli gelişmeyi önlemeye çalışırken daha önce görevlerinden azledilmiş bulunan Hüseyin Avni, Midhat, Mütercim Rüşdi paşalar ile Hasan Hayrullah Efendi ihtilal hazırlığı yapıyorlardı. Bilhassa Hüseyin Avni Paşa, Mahmud Nedim Paşa tarafından azledilip, sürüldüğü için padişaha kin bağlamıştı. ?Kinim dinimdir? diyen bu adam, padişahı tahttan indirip öldürmeye karar verdi. Londra?ya gidip İngilizlerle bu işi planladı. İkinci adam olan Midhat Paşa ise, batı kültüründen ve din bilgilerinden tamamen yoksun birisiydi. Tuna valiliği zamanında yaptığı işler, bilhassa İngilizler tarafından reklam edilerek şişirilmişti. İçki masalarında devlete ait kararlar alırdı. Memleketi kurtaracak tek insanın kendisi olduğuna inanırdı.

    Hüseyin Avni, Midhat, Mütercim Rüşdi ve Süleyman paşalar, padişahın tahttan düşürülmesi için geniş bir propagandaya giriştiler. Halkın gözünde Sultan?ı küçültmek için çeşitli iftiralar yaydılar. 30 Mayıs 1876 Cuma günü sabahı, saat 04.30?da harekete geçtiler. Taşkışla?dan gelen taburlarla, Mekteb-i Harbiyyenin 300 kadar talebesi, Dolmabahçe Sarayını çevirdi. Donanma da deniz tarafını kontrol altına aldı. Sultan Abdülaziz Han kayıkla alınıp, Topkapı Sarayına götürülerek, Sultan Üçüncü Selim Hanın şehid edildiği odaya hapsedildi. Sonra Fer?iyye Sarayına götürüldü.

    4 Haziran 1876?da Avni Paşa, çoktan planlamış olduğu cinayeti saraydan elde ettiği adamlarına yaptırdı. Cezayirli Mustafa Pehlivan, Mabeyinci Fahri Bey, Yozgatlı Pehlivan Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmed Pehlivan, Sultan Abdülaziz Hanın kaldığı odaya zorla girdiler. Büyük mücadeleden sonra iki bileklerini kesip dışarı kaçtılar. Avni Paşa çığlıkları duyar duymaz, Kuzguncuk?taki yalısından Fer?iyye Sarayına geldi. Henüz ölmemiş olan Sultan Abdülaziz Han, pencereden çıkartılan adi bir perdeye sarılarak yakın bir karakola nakledildi. Ölüm raporunu imzalamak istemeyen iki doktordan birini Avni Paşa hemen Trablusgarb?a sürdü. Diğerinin de apoletlerini söktü. Üç pehlivana maaş bağlanarak gerçeği açıklamaları önlendi. Sultan Abdülaziz?in naaşını yıkayan imamlar, sonradan verdikleri ifadelerde, Sultanın iki dişinin kırık olduğunu, sakalının sol tarafının yolunduğunu, sol memesinin altında büyük bir çürüğün bulunduğunu belirtmişlerdir. Pehlivanlar da, yaptıklarını sonra itiraf etmişlerdir. İsmail Hami Danişmend 5 ciltlik İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi adlı kitabında Sultanın ölüm sebebinin intihar olmayıp, cinayet olduğunu 31 delil ile izah etmektedir. İntihar eden bir kimsenin iki bileğini küçük bir makasla kendisinin derince kesmesi adli tıbba göre mümkün değildir. Sultanın cenazesi 5 Haziran 1876 günü büyük bir merasimle kaldırıldı. Babası Sultan İkinci Mahmud Hanın Çemberlitaş?taki türbesine defnedildi.

    Sultan Abdülaziz Han, on beş senelik saltanat zamanını Dolmabahçe Sarayında geçirdi. Zamanında yeni asker elbiseleri kabul edildi. İlk defa posta pulu kullanıldı. Süveyş Kanalı açıldı. Sahillere deniz fenerleri kondu. İstanbul?da tramvay işletilmeye başlandı. Galata Tüneli yapıldı ve işletilmeye başlandı. Askeri Rüştiye Mektepleri ve Osmanlı Bankası açıldı. Devlet Şurası (Danıştay) ve Adliye Teşkilatı kuruldu. Mahkeme-i Nizamiye, İcra Cemiyeti, Ceza, Cinayet ve Hukuk Mahkemelerini havi İstinaf Mahkemesi, Temyiz Mahkemesi, gümrüklerle ilgili Rüsumat Eminliği, Merkez Bidayet Mahkemeleri teşkil edildi. Yine Abdülaziz Han zamanında vilayet ve sancaklar yeni bir teşkilata tabi tutuldu. Maliye Nezaretinin Muhasebe Meclisi genişletilerek Divan-ı Muhasebat (Sayıştay) kuruldu. Meclis-i Kebir-i Maarif ve Tapu Umum Müdürlüğü ve Meclis?i Hazain teşkil edildi. Ahmed Cevdet Paşa başkanlığında Mecelle Cemiyeti kuruldu. Maarif Teşkilat nizamları düzenlendi. Sultani Mektepleri (Liseler) ve Sanayi Mektepleri açıldı. Fransa İmparatoriçesi, Avusturya İmparatoru, İran Şahı, Sultan Abdülaziz?i ziyaret için İstanbul?a geldiler. Şark ve İzmir Demiryolları açıldı. Tıbbiye, Mülkiye, Orman ve Maden Mektepleri, Darüşşafaka Lisesi açıldı. İtfaiye Alayı teşkil edildi. Erzurum?un müdafaası için yapılan ?Aziziye? tabyaları onun zamanında bitirildi.

    Sultan Abdülaziz Han, Çırağan ve Beylerbeyi sarayları ile muhtelif yerlerdeki kasırları yaptırdı.
    Duygularim Eceli İle Ölmüs Olamazlar Otopsi İstiyorum

  7. #7
    Lima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.04.2019
    Yer
    Bjk...
    Mesajlar
    854
    Mentioned: 17 Post(s)
    Tagged: 1 Thread(s)

    Standart Cevap: Alfabetik sırayla Türk Büyükleri

    Abdullah Cevdet


    Osmanlı Devletinin son devirlerinde yaşamış siyaset adamı ve yazar. Jön Türkler hareketlerini başlatanlardan ve İttihat ve Terakki Cemiyetinin kurucularından. Babası Diyarbekir Birinci Tabur Katibi Ömer Vasfi Efendi olup, 9 Eylül 1869'da Arapkir'de doğdu. 1932'de İstanbul'da öldü.

    İlk tahsilini Arapkir'de ve Hozat'ta yaptıktan sonra Mamüretü'l-Aziz (Elazığ) Askeri Rüşdiyesini bitirdi. Kuleli Askeri Tıbbiye İdadisinden de mezun olduktan sonra Mekteb-i Tıbbiyeye girdi. Biyolojik materyalist fikirlerin tesirinde kaldı. Dinin insan üzerindeki fonksiyonlarını inkar eden ve her şeyi madde ile açıklamaya çalışan materyalist görüşlere yer veren bazı eserler yazdı.

    Talebeyken 1889'da tıbbiyeli arkadaşları ile sonradan İttihad ve Terakki Cemiyeti adını alacak olan İttihad-ı Osmani adlı gizli cemiyeti kurdu. Siyasi faaliyetleri sebebiyle birçok defa tutuklandı. 1894'te Mekteb-i Tıbbiyeden mezun oldu. Haydarpaşa Hastanesinde vazife aldı. Geçici olarak Diyarbakır'a vazifeli gönderildi. Orada İttihad-ı Osmani Cemiyetine Ziya Gökalp gibi pekçok kimseyi üye kaydetti. İstanbul'a döndükten sonra siyasi faaliyetlere devam ettiği ve devlete karşı olan faaliyetleri sebebiyle arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı. 1896'da Bakanlar Kurulu kararıyla Trablusgarb'a sürüldü. Burada da siyasi faaliyetlere devam etti.

    Mizan ve Meşveret adlı dergilere imzasız ve "Bir Kürt" takma adıyla yazılar gönderdi. Fizan'a sürüldü ise de oradan Tunus'a kaçtı. Paris'e geçerek Osmanlı Devletini yıkmak için faaliyet gösteren Jön Türklere katıldı. 1897'de Cenevre'ye giderek İttihad ve Terakki Cemiyetinin merkez komitesinde yer aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde takma adıyla yazılar yazdı. 1899'da Viyana sefareti tabipliğine tayin edildi. 1903'te tekrar Cenevre'ye giderek bir matbaa kurdu ve İctihad Mecmuası'nı çıkarmaya başladı. 1904'te Osmanlı İttihad ve İnkılap Cemiyetinin kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazdığı yazılarda Sultan İkinci Abdülhamid Han ve diğer hükümet erkanı hakkında çirkin ifadeler kullandı. 20 Ekim 1904’te İsviçre'den sınır dışı edilince, İctihad Dergisi ve kütüphanesini Mısır'a naklederek bölücü ve yıkıcı faaliyetlerine devam etti. Şura-yı Osmani Cemiyetinin idaresinde vazife aldı. Bu sırada İslam düşmanı ve müsteşrik Dozy'nin eseri Essai Sur l'histoire de l'İslamisme adlı kitabını Tarih-i İslamiyet adıyla tercüme etti. Bu kitapta Peygamberimize karşı saygısız ifadeler kullandığı için dindar insanların samimi duygularını rencide etti. Bu yüzden pek çok kimse tarafından, kendi yanlış fikirlerinden başkasını kabul etmeyen, Allah düşmanı manasında "Adüvvullah Cevdet" diye anıldı. Bozuk fikirlerine zamanın hakiki alimleri tarafından cevaplar verildi.

    İkinci Meşrutiyetin ilanından ve İkinci Abdülhamid Hanın tahttan indirilmesinden sonra 1910 senesi sonlarında İstanbul'a dönen Abdullah Cevdet, İttihat ve Terakki ileri gelenleriyle arası açık olduğundan Cağaloğlu'nda İctihad Evi adını verdiği binaya yerleşerek İctihad Dergisini çıkarmaya devam etti. Aynı sene içinde kurulan Osmanlı Demokrat Fırkasının ikinci başkanı oldu. Bu fırka, Hürriyet ve İtilaf Fırkasıyla birleşince de, siyasi faaliyetlerini Kürt Teali Cemiyetine girerek devam ettirdi. Çıkardığı İctihad Dergisi, din ve devlet aleyhinde yazılar yazdığı için birçok defa kapatıldı. Bir ara İsviçre'ye giderek Osmanlı Devleti aleyhinde çalışan muhaliflere katılmak istediyse de isteği İsviçre hükumeti tarafından reddedildi. Daha sonra İttihatçıların desteğiyle çıkan Hak Gazetesinin yazarlarından oldu. Birinci Dünya Harbinden sonra yeniden siyaset ve yayın faaliyetlerine başladı. 1 Kasım 1918'den itibaren İctihad Dergisini yeniden çıkardı. Tekrar İttihatçıların aleyhinde yazılar yazdı. İngiliz Muhipler Cemiyetini kurdu. Ayrıca İngilizlerle işbirliği yapan Kürdistan Teali Cemiyetinde de önemli roller aldı. İctihad Mecmuasında dini tezyif edici yazılar neşr etmeye devam etti. Bir ara Sıhhıye Müdürü olduysa da bu vazifeden alındı. 25 Mayıs 1920'de bu vazifeye yeniden tayin edildi. Fakat yedi ay sonra tekrar alındı. Yeniden neşr etmeye başladığı İctihad Dergisinin 1 Mart 1922 tarihli 144. sayısında Bahailiğin yeni bir din olarak kabul edilmesini tavsiye etti. İstiklal Harbinden sonra İctihad Dergisinde yeni idareyi öven yazılar yazarak nüfuz kazanmak istedi. Bu mecmuada Türkiye'nin nüfus politikasıyla ilgili olarak; "Neslimizi ıslah etmek, kuvvetlendirmek için Avrupa'dan ve Amerika'dan damızlık erkek getirmek gerekir." şeklindeki iddiasının yer aldığı bir yazıyı kendi imzasıyla yayımladı. Bu yazısı bütün yurtta büyük ve derin bir nefrete sebep oldu.

    Ömrünün sonuna doğru tamamen yalnız kalan Abdullah Cevdet 29 Kasım 19323de öldü.
    Duygularim Eceli İle Ölmüs Olamazlar Otopsi İstiyorum

  8. #8
    Lima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.04.2019
    Yer
    Bjk...
    Mesajlar
    854
    Mentioned: 17 Post(s)
    Tagged: 1 Thread(s)

    Standart Cevap: Alfabetik sırayla Türk Büyükleri

    Abdulmecid Han


    Osmanlı sultanlarının otuz birincisi ve İslam halifelerinin doksan altıncısı. Sultan İkinci Mahmud Hanın oğlu olup, 25 Nisan 1823 tarihinde Bezm-i Alem Valide Sultan'dan doğdu. Şehzadeliğinde iyi bir tahsil gördü. Fransızca öğrendi. Avrupa?da yayınlanan neşriyatı yakından takip eden Abdülmecid Han, yenilik taraftarıydı. Babasının 1 Temmuz 1839?da vefatı üzerine on yedi yaşında tahta çıktı.

    Abdülmecid Hanın devlet idaresinde yeterli tecrübesi yoktu. Buna karşılık devlet erkânına güvendiğini, babasının başlattığı ıslahat hareketlerini devam ettireceğini ilan etti. Fakat bu sırada devlet ileri gelenleri arasındaki rekabet ve kıskançlık son safhada idi. Sultan ikinci Mahmud Hanın cenaze merasimi sırasında, Meclis-i vala-yı ahkam-ı adliyye reisi Koca Hüsrev Paşa, sadrazam Mehmed Emin Rauf Paşadan 2 Temmuz 1839?da mühr-i hümayunu zorla alıp, kendini sadrazam ilan ettirdi. Bu sırada Osmanlı Devleti, Mısır ile muharebe halindeydi. Bu sebeple genç padişah meseleyi kurcalamadı ve Hüsrev Paşanın sadrazamlığını kabul etti. Ayrıca Mısır meselesini halletmek istediğinden, Mısır valisi Mehmed Ali Paşa'ya, Köse Akif Efendiyi göndererek affettiğini bildirdi; ordu ve donanmaya harekâtı kesme emri verdi. Ancak, bu sırada Nizip?te Osmanlı ordusunun Mısır ordusuna yenildiği haberi geldi. Kaptan-ı derya Ahmed Fevzi Paşa da, sadrazamın eski husumetinden korkarak, donanmayı Mısır?a götürüp teslim etti. Böylece ordusuz ve donanmasız kalan Osmanlı Devleti karşısında cesaretlenen Mısır valisi, Sultan ile anlaşmaya yanaşmadı.

    Sultan Abdülmecid Han, devleti bu zor durumdan kurtarmak için çareler aradı. Bu sırada Avrupa?dan yeni dönen Mustafa Reşid Paşa, Sultan?a Avrupa?nın yardımını sağlamak gibi bir bahaneyle Gülhane Hatt-ı Hümayunu adı ile meşhur olan Tanzimat Fermanı?nı yayınlatmaya muvaffak oldu.

    Tanzimat Fermanı?nın yayınlanmasından sonra Mısır?a karşı İngiltere?nin ön ayak olması ile, Mehmed Ali Paşayı tutan Fransa dışarıda bırakılarak Osmanlı, İngiltere, Rusya, Prusya ve Avusturya devletleri Londra?da bir araya geldi ve 15 Temmuz 1840?da Londra Anlaşması imzalandı. Buna göre, anlaşmaya imza koyan devletler, Mehmed Ali Paşaya onar günlük iki ültimatom verdiler. Mehmed Ali Paşa bu ültimatomları kabul etmediğini bildirdi. Bunun üzerine İngiltere ve Avusturya tarafından desteklenen Osmanlı kuvvetleri, Mısır ordusunu yendi. Osmanlı askeri 16 Ekim 1840 günü Trablusşam?a, 4 Kasım günü Akka?ya, 13 Kasım günü Halep?e, 29 Aralık günü Şam?a girdi. Londra anlaşmasına göre artık Mehmed Ali Paşanın Mısır?dan çıkarılması gerekiyordu. 27 Kasım 1840 günü Mısır ile İngiltere arasında yapılan anlaşma ile, Mehmed Ali Paşa, ikinci ültimatomun şartlarına uyacağını bildirince, İngiltere, Osmanlı Devletine ihanet ederek; Babıali?den Mısır ile Sudan?ın irsî olarak Mehmed Ali?ye bırakılmasını istedi. Bundan maksatları, Mısır?ı yalnız bırakıp, şartların müsait olduğu bir zamanda işgal etmekti. Bunun üzerine Reşid Paşa, Sultan Abdülmecid?e 24 Mayıs 1841 günü Mısır fermanını yayınlattı. Bu ferman, 1914 senesine kadar Mısır?ın bir çeşit anayasası olarak kalmıştır. Fermana göre Mısır, Osmanlı padişahı tarafından tayin edilen Kavalalı mensuplarınca idare edilecekti.

    Mısır meselesi halledildikten sonra, 13 Temmuz 1841?de Osmanlı, İngiltere, Rusya, Fransa, Avusturya ve Prusya devletleri Londra?da tekrar bir araya gelerek, Boğazlar antlaşmasını imzaladılar. Kendi menfaatlerine aykırı olmasına rağmen bu antlaşmayı imzalayan Rusya, İngiltere?nin dostluğunu kazanarak sulh yolu ile Osmanlı topraklarını bölüşmek gayesinde idi. Fakat İngiltere, Fransa?yı Ortadoğu?da etkisiz hale getirip, Mısır meselesi ile Osmanlı Devleti üzerinde bir çeşit ekonomik, siyasi ve kültürel vesayet kurarak; elde ettiği imtiyazlı durumu paylaşmak istemediğinden, Rusya ile beraber hareket etmek istemiyordu. Ayrıca Hindistan ve Hind yolu için tehlikeli gördüğü Osmanlı Devleti?ni Rusya ile meşgul ederek, Hindistan?da ve Ortadoğu?da istediğini yapıyordu.

    Mısır meselesinde yenilgiye uğrayan Fransa, Lübnan?daki Marunileri kışkırtarak, Dürzilerle çarpıştırdı. 1845 senesinde Osmanlı hükümeti bazı tedbirler alarak Fransız kışkırtmalarını önlemeye çalıştı. Lübnan dağlarında birisi Marunilere, diğeri de Dürzilere ait otonom iki kaza kuruldu ve bunlar Sayda valisine bağlandı.

    Tahta çıkışının ilk senelerini iç ve dış olaylar ile uğraşmakla geçiren Sultan Abdülmecid, böylece devleti kısmen huzura kavuşturdu. Islahat işleri ve iç meseleler ile uğraşmak imkanını buldu. 24 Haziran 1844 tarihinde halka yakın olmak, beldeleri bizzat görmek için seyahatler yaptı.

    1848?de Avusturya?da Macarlar, Rusya?da ise Lehler bağımsızlık için ayaklandılar. İsyanı Avusturya ve Rusya çok kanlı bir şekilde bastırdı. Bu durum, Fransız ve İngiliz kamuoyunda Rusya aleyhine büyük bir tepkinin çıkmasına sebep oldu. Macar ve Leh milliyetçilerinin liderleri Osmanlı topraklarına girerek hükümetten sığınma hakkı istediler. Sultan Abdülmecid Han, kendisine sığınan mültecileri, Rusya ve Avusturya?nın savaş tehditlerine rağmen geri vermedi. Sultan?ın bu hareketi Osmanlı Devletinin itibarını çok artırdı. Rusya ve Avusturya?ya karşı Fransız ve İngiliz ortak desteğini sağladı. Nitekim çok geçmeden kutsal yerler meselesi ve Romanya?nın işgali dolayısıyla Rusya?ya savaş açan Osmanlı Devleti, bu devletlerin yardımını temin etti. Böylece Rusya ile vuku bulan 1853-55 Kırım Harbi görünüşte parlak bir zaferle neticelendi.

    Ancak cephedeki zafer, içeride Osmanlı Devletine pek pahalıya mal oldu. Batılı devletler yaptıkları yardımların karşılığı olarak Osmanlı ülkesinde Hıristiyanlara yeni haklar verilmesi için 1856 Islahat Fermanı?nı yayınlattılar. Ali Paşa hükümeti tarafından ilan edilen bu Ferman?ın hazırlanmasında İngiliz ve Fransız elçileri de bulunmuştu. Görünürde Osmanlı toplumunu ırk, din ve dil ayırımı gözetmeden kaynaştırmayı hedef alan Islahat Fermanı, azınlıkların bağımsızlık hareketlerini hızlandırıp, devleti yıkılmaya doğru götürmekten başka bir işe yaramamıştır. Nitekim Ferman?ın yayınlanmasından çok kısa bir süre sonra Suriye?de ve Cidde?de Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında çarpışmalar başladı. Eflak, Boğdan ve Karadağ?da bağımsızlık gayesiyle isyanlar çıktı. Böylece Osmanlı Devletinin yeniden bir iç ve dış gailelerin içine düştüğü esnada Sultan Abdülmecid Han vefat etti (25 Haziran 1861). Kabri, Sultan Selim Camii bahçesindedir.

    Abdülmecid Hanın genç yaşta tahta çıkışı ile saf ve temiz kalpli olması onun, saltanatının hemen başında büyük bir hata yapmasına sebep oldu. Bu hata, Osmanlı tarihinde korkunç bir dönüm noktası olmuş ve bu muhteşem devlette bir yok olma devrinin başlamasına yol açmıştır. Bu hata; azılı ve sinsi Türk ve İslam düşmanı olan İngilizlerin tatlı dillerine aldanarak, İskoç masonlarının yetiştirdikleri cahilleri iş başına getirmesi ve bunların devleti içerden yıkmak siyasetlerini hemen anlayamamasıdır.

    Diğer taraftan Abdülmecid Han devrinde başarılı işler de yapıldı. 1840?ta ilk olarak kâğıt para çıkarıldı. 1844?te Mecidiye (Galata) Köprüsü yapıldı. 1848?de Beşiktaş?la Ortaköy arasında Küçük Mecidiye Camiini, Ortaköy iskelesi yanında Büyük Mecidiye Camiini yaptırdı. 1851?de Şirket-i Hayriyye denilen Boğaziçi vapurları işletilmeye başlandı. 1853?te başlayan Kırım Harbi sırasında ilk telgraf hattı İstanbul-Varna-Kırım hattı olarak döşendi. 1854?te Beykoz Kasrı, 1856?da Küçüksu Kasrı ile Dolmabahçe Sarayı yaptırıldı. Ayrıca İstanbul?un pek çok yerinde çeşmeler yaptırıp, eski eserleri tamir ettirdi.

    Abdülmecid Hanın, kardeşi Abdülaziz?den sonra, oğullarından beşinci Murad Han, İkinci Abdülhamid Han, Beşinci Mehmed Reşad ve Altıncı Mehmed Vahideddin Han padişah olmuşlardır.
    Duygularim Eceli İle Ölmüs Olamazlar Otopsi İstiyorum

  9. #9
    Lima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.04.2019
    Yer
    Bjk...
    Mesajlar
    854
    Mentioned: 17 Post(s)
    Tagged: 1 Thread(s)

    Standart Cevap: Alfabetik sırayla Türk Büyükleri

    Abdurrahman Gazi


    ( .... - 1329)

    Abdurrahman Gazi, Osmanlı Devleti'nin ilk kuruluş yıllarında gösterdiği yararlılıklarla ün kazanmış bir komutandır. Abdurrahman Alp diye de tanınan Abdurrahman Gazi, Ertuğrul Gazi döneminde şöhret buldu. Osman Gazi ve Orhan Gazi dönemlerinde çeşitli savaşlara katıldı ve Aydos kalesini fethetti. Yakın arkadaşı Akçakoca ile birlikte Kocaeli ve Yalova'nın alınması sırasında büyük başarılar gösterdiler. Abdurrahman Gazi 1329 yılında vefat etti.
    Duygularim Eceli İle Ölmüs Olamazlar Otopsi İstiyorum

  10. #10
    Lima - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.04.2019
    Yer
    Bjk...
    Mesajlar
    854
    Mentioned: 17 Post(s)
    Tagged: 1 Thread(s)

    Standart Cevap: Alfabetik sırayla Türk Büyükleri

    Abdurrahman Gazi Hz.



    Abdurrahim Şerif Beygu (1893-1944)

    "Abdurrahman Gazi" ismi Erzurum'da büyük izler bırakmıştır. Şehitlik ve gazilik mertebesine erişmiş bir insan olduğu için O'nun manevi şahsiyeti Erzurumluların daima gönlünde yaşamış, yüce tutulan kişiliği de Erzurum'da izler bırakmıştır. Halk arasında söylenen menkıbeleri de kuşaklar arasında aktarılma yoluyla zamanımıza kadar gelmiştir.
    Halk arasında rivayet şöyledir:

    Palandöken Dağı'nın üst yamaçlarında türbesi bulunan ve bir ziyaretgah yeri olan Abdurrahman Gazi'nin Hazreti Peygamber'in sancaktarı olduğu halk arasında yaygındır.

    Hazreti Peygamber'in İslam Orduları Erzurum'u fethederken, Sancaktarı Abdurrahman Gazi'nin kellesi bir düşman kılıcı ile koparılır ve yere düşer. Kellesini koltuğuna alan Abdurrahman Gazi elinde bulunan islam'ın Sancağı'nı Palandöken'in en yüce noktasına dikmek üzere dağa yokuşa koşmaya başlar.

    Kellesi koltuğunda, sancağı elinde olan Abdurrahman Gazi Palandöken Dağı'ndaki “Şığveler" Mevkii'ne gelince dağda bulunan çobanlar evvela dona kalırlar, sonra biri dayanamayıp;

    Olaaa kafası koltuğunda hala koşuyor! diye bağırır.

    Kem göz orada onu nazara getirir ve olduğu yerde düşer, kalır gazilik ve şehitlik rütbesiyle ruhunu teslim eder.

    O, Palandöken'in "Şığveler" Tepesi denilen Sultan Sekisi yamaçlarında ruhunu teslim ederken O na kavuşmaya çalışan kardeşi de Türbe Deresi'nde aynı anda şahadete erişir. Her iki kardeş yöre halkı tarafından ruhlarını teslim ettikleri yerde defnedilir. Ve o tarihten sonra da Abdurrahman Gazi'nin Kabri Erzurum için büyük bir ziyaret merkezi olur.

    Mezarının basında bayılanlara, şifa bulması için 'Yeşil Yaprak" verdiği söylentiler arasındadır.

    Tarihi kaynaklara göre, Abdurrahman Gazi'nin Türbesi M. 1794 yılında Erzurum Valisi Yusuf Ziya Paşa'nın eşi Ayşe Hanım tarafından baştan yaptırılmışçasına onarılmıştır.

    Abdurrahman Gazi'nin büyük bir ziyaretgah olduğunu gören Ahmet izzet Paşa 1797 tarihinde Müminler'in burada cemaatle namazlarım kılmaları için bir de cami yaptırmıştır. Cami ve Türbe bilahare ve yakın zamanda Erzurum Belediyesi'nce yeniden yaptırılmış ve restore edilmiştir.

    Erzurum'a gelip, Abdurrahman Gazi'yi ziyaret etmeyenlerin bir daha Erzurum'a geleceği halk arasında yaygın bir rivayettir. Bilhassa memuriyeti dolayısıyla Erzurum'da görev yapanların ziyaretgahı olan Abdurrahman Gazi Palandöken Dağının Şığveler tepesinde mülkün sahibi gibi bütün haşmetiyle Erzurum'u avucunun içinde tutmaktadır.

    TARİHÇİLER NE DİYOR: Abdurrahman Gazimiz'in menkıbevi rivayeti böyledir ama tarihçiler O'nun Hazreti Peygamber'in Sancaktan veya Alemdarı olduğunda birleşememişlerdir.

    "Anıtları ve Kitabeleri ile Erzurum Tarihi” adlı eserin müellifi İbrahim Hakkı Konyalı'nın aynı eserde tesbitleri şöyledir.

    "... Eski Erzurum Salnamelerinde Harici Şehirde Şığveler Dağı eteğinde Peygamber'in büyük eshabından Abdurrahman Gazi Hazretleri medfundur" yazılıdır, (s. 369)

    ... Kanuni'nin ve Üçüncü Murad'ın Erzurum tarihinden sonraki bütün tapu ve Vakıf deflerlerine hakani defterlerde, evkaf tedavül, muhasebe, seri mahkeme kayıtlarında "Abdurrahman" adı o kayıtların tutuldukları zamanda halkın velilere verdikleri sıfatlar ve lakaplar kullanılmıştır. Seyit Abdurrahman Gazi, Seyit Aburrahman Dede, Seyit Abdurrahman Çelebi, Gazi Abdurrahman Çelebi gibi (s. 369).

    ... Tarihi araştırmalar ve belgelere göre Erzeni Rum IYAZ İBNİ GANEM tarafından muharebe yoluyla değil sulhen "Biad" yoluyla fethedilmiştir. lyaz ibni Ganem ile ErzenıRum'a gelen 11 eshap içinde Abdurrahman isminde kimse yoktur, (s. 371)

    "... Şimdi yok olan Erzeni Rum "ERZEN'i" (Karaz Köyü'ndeki) fetheden islam Ordusu'nda bulunan iki Abdurrahman'dan birisi Halit İbni Veliden oğludur. Zehirlenerek öldürülmüştür ve kabri HAMÜS'tadır.

    ... Erzen Şehri'nin fatihi lyaz ibni Ganem'in kardeşi Abdurrahman ise Peygamberin zamanında İslamiyeti kabul etmiş Hicretin 78. yılında ŞAM'da ölmüştür, (s. 384)

    ... Eski ismi Abdülkab olan, İslamiyet'i kabul ettikten sonra, Peygamber'in Abdurrahman adını verdiği bir sere oğlu vardı. Ve BASRA'da otururdu... Hicretin 33. yılında SECİSTAN fethine memur edilmişti. Bu zat 42. Hicret yılında bir defa da bu tarafların fethine memur edildi, bu Savaşlarda kendisi ile beraber Hasanı Basri de bulunmuştu. Muaviye kendisini 46. Hicret yılında azletti ve Basra'ya döndü. 50 veya 51. Hicret yılın da Basra'da öldü. (s. 384)

    "... Bir de Abdurrahman ibni RabiatülBahili vardır. Eshap arasında "Zinnur Abdurrahman" şeklinde anılıyordu. Bu da Hazreti Peygamberi idrak etmiştir.Yalnız hadisciler O'nun Peygamber’den hiç bir hadis nakletmediğini söylerler ki sohbetine nail olmamıştır. HAZAR beldelerinden Belencer'i fethederken öldürüldü. (s. 385)

    SONUÇ: Tarihçiler Abdurrahman Gazinin sahabeden olmadığında, Erzurum'un fethindeki islam Orduları'nda böyle bir Abdurrahman’ın bulunmadığında belgesel bir kanıt bulamayabilirler.

    Erzurum, tarihler boyunca muhtelif kavimlerin, muhtelif devletlerin istilasıyle zaman zaman el değiştirmiştir. Hangi savaşta olursa olsun uzun "Gaziliği" ve "Şehitliği" söz götürmez bir konudur.

    Bu kadar ziyaretçiyi, bu kadar fatihayı Cenabı Hak elbette ki müstesna kullarına nasip etmiştir. Bizce, Abdurrahman Gazi Anadolu toprağına basılan Türk Mührünün Erzurum'daki sembolü ve Allah'ın bahtiyar bir mevtasıdır.
    Duygularim Eceli İle Ölmüs Olamazlar Otopsi İstiyorum

+ Yeni Konu aç
Sayfa 1/3 123 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Uyarı
Sitemiz bir " paylaşım " sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabilmektedir. Bu sebepten ötürü, sitemiz üzerinden paylaşılan mesajlar, konular ve resimlerden doğabilecek olan yasal sorumluluklar paylaşan kullanıcıya aittir. ForumIrc.Net hiçbir yasal sorumluluk kabul etmemektedir. Illegal herhangi bir faaliyet görülmesi durumunda iletişim sayfası üzerinden ulaşıldığı taktirde mesaj, konu ya da resim en fazla 24 saat içerisinde silinecektir.
SOSYAL MEDYA
YUKARI ÇIK

Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.0