Kadınlar ve erkekler biyolojik ve psikolojik olarak birbirlerinden çok farklıdır. Bu farklılıkları duygu, düşünce ve davranışlarına da yansır. “Kadınca” ve “Erkekçe” dilleri kadınların ve erkeklerin birbirlerininkinden farklı olan hormonları, tutumları, tavırları ve davranışlarıyla şekillenen çok özel iki ayrı dildir. Bu diller onların hayatı yaşama biçimlerini belirler.

Kadın ve erkeğin, hayat karşısındaki duruşları birbirinden farklıdır. Bakış açıları, tepkileri, beklentileri, tercihleri, ar zuları bambaşkadır. Aralarındaki en belirgin farklılıklardan biri konuşmaktır. Kadına bir dokunur bin ah işitirsin… Erkeğin ağzından kerpetenle laf alırsın… Ama bunu yönlendiren de anatomik yapılarıdır, çünkü konuşma yeteneğini kontrol eden beyindeki merkezleri farklı çalışır. Erkek doğası gereği düşünerek konuşur, tek bir konuya yoğunlaşır ve yoğunlaştığı konuyla ilgili hemen sonuca gitmek, çözüm üretmek ister. Kadın ise konuşarak düşünür. O da doğası gereği aynı anda birden fazla konuya yoğunlaşabilir. Kadın konuşurken konuyu ayrıntılarıyla genişletir ama erkek bir an önce esas konun konuşulmasını isteyerek konuşmayı daraltır. Yani erkek ve kadında konuşma ve düşünme süreçleri birbirinin tersi şekilde işler. Erkek önce konuşmak istediklerini derinlemesine düşünür, sonra sözcüklere döker ve en sonunda da zaten karar vermiş olduğu sonuca ya da çözüme ulaşır. Kadın ise sesli düşünür, yani önce konuşmaya, sonra düşünmeye başlar ve konuyla ilgili düşüncelerini konuşurken şekillendirir ve sonuca ya da çözüme bu süreçte karar verir. İşte bu nedenle de erkekler çok konuştuklarında düşünmeden konuşup söylemek istemediklerini söylerler.