Hindistan’daki müslüman Gurlu Devleti’nin komutanlarından Kutbeddin Aybeg tarafından Delhi’de kurulan Türk devleti. Bu devlete; Mu’izziler, Halaciler, Tuğluklar ve Seyyidler olmak üzere dört Türk sülalesi birbiri arkasından hükümran oldular.

İslamiyet, Aşağı İndüs vadisine ilk olarak Emeviler devrinde girmişti. Sonraları Hindistan içlerine müslüman askeri kuvvetlerini ilk getiren Gazneli hükümdarları idi. Gazneliler, Pencab bölgesini ele geçirerek, burayı Hindistan’daki daimi merkezleri yaptılar. İktidarlarının sonuna doğru ise Lahor merkez olmuştu. Gazneliler’in yerini alan Gurlular için Pencab, Hindistan’ın fethi için önemli bir merkez idi. Gurlu hanedanından 1173 (H. 569) senesinden sonra Gazne’de hükümdar olan Şehabüddin (Mu’izzüddin) Muhammed, Ganj ovasında hakimiyetini genişletti. Muinüddin Çeşti hazretlerinden aldığı işaretle, Ecmir’i fethetti. Emrindeki Türk asıllı kumandanlarından Kutbeddin Aybeg’i bütün Hindistan’ın fethi ile vazifelendirdi. Hindistan’da islamiyet’in yayılmasında önemli rol oynayan Mu’izzüddin, 1206 (H. 602) senesinde ölünce, Lahor’a giden Kutbeddin Aybeg, sultanlık teklifini kabul etti. Kuzey Hindistan’a hakim olup, Delhi Türk Devleti’nin temelini attı. Ölen Mu’izzüddin Muhammed’in kardeşi ve batı Gurluların sultanı Gıyaseddin Mahmud, bu durumu kabul edip Kutbeddin’e, Melik ünvanını verdi. Bu sırada, Sultan Mu’izzüddin’in komutanlarından Taceddin Yıldız, Gazne’de hüküm sürmekteydi. Aybeg, onu yenerek Gazne’ye girdiyse de, ancak kırk gün kalabildi. Daha sonra Taceddin Yıldız’ın baskısı üzerine Hindistan’a çekildi. Orada İslamiyet’in yayılması için çalıştı. Fethettiği yerleri cami ve medreselerle süsleyip, mümtaz ilim sahipleri ile şenlendirdi. Alimlere, fakir ve muhtaçlara maaşlar bağlattı. Sulh ve sükunu sağlayıp, memleketinde her türlü zulme mani oldu. Hak ve adaleti hakim kıldı.

Kutbeddin Aybeg, 1210 (H. 607) senesinde harb talimi için, çevgan oynarken, geçirdiği bir kaza sonunda ölünce, Delhi Türk Sultanlığı dörde bölündü. Delhi’de Aybeg’in oğlu Aram Şah, Badaun’da damadı İltutmuş, Yukarı Sint’te öbür damadı Kabaca, Bengal’de de Halac emirlerinden Ali, bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bir çok bölge de hinduların eline geçti. Bazı devlet büyüklerinin teşviki ile İltutmuş, Aram Şah’ı mağlub ederek Delhi’yi ele geçirdi ve tahta geçti. Diğer bölgelerde bağımsızlıklarını ilan eden komutanları da hakimiyeti altına aldı ve Hindistan’da Türk-İslam hakimiyetini yeniden kurarak, sağlamlaştırdı.

Bu arada Moğollara mağlub olan Celaleddin Harezmşah, iltutmuş’a sığındı. Onu takib eden Moğollar, Hindistan’a girdiler ve bir çok yeri yağmaladılar. Birara Mültan’ı kuşatmalarına rağmen netice elde edemeyip geri çekildiler. İltutmuş’un bacanağı ve kumandanlarından olan Kabaca, onlara başarı ile karşı koydu. Bu müdafaa esnasında Mültan’da bulunan Kutbüddin Bahtiyar Kaki (rahmetullahi aleyh), Kabaca ve ordusuna manevi destek oldu. Duası bereketiyle Moğollar kuşatmayı kaldırdılar. Celaleddin Harezmşah, 1224 senesine kadar Hindistan’da kaldı. Çeşitli iç olaylara karıştı. Daha sonra Mükran yoluyla İran’a geçti. Moğolların kuzeydeki Türk ülkelerine baskı yapmaları neticesi, Hindistan’a Türk göçleri başladı. Bunları ülkesine memnuniyetle kabul edip yerleştiren İltutmuş, bu sayede ordusunu da güçlendirdi.

İltutmuş, başarılı seferler düzenleyerek, hakimiyet bölgesini genişletti. Vindhya dağlarının kuzeyinde kalan bütün Hindistan’ı ele geçirdi. Abbasi halifesi Muntansır-billah tarafından tanınan Hindistan’ın ilk müslüman-Türk sultanı oldu. Nasır ve Emir-ül-Mü’minin lakabını aldı. Bir ara İsmaililer, öldürmeyi ve devleti ete geçirmeyi planladılarsa da, muvaffak olamadılar. Delhi sultanlarının en büyüklerinden olan İltutmuş, büyük İslam alimi Kutbüddin-i Bahtiyar Kaki’nin talebelerinden idi. İslamiyet’in Hindistan’da yayılması için çok gayret gösterdi. Ülkede birlik ve düzeni sağladı.

1236 senesinde Karakarlara karşı çıktığı seferde hastalanan İltutmuş, Mayıs ayında vefat etti. Ölmeden önce kızı Raziye Sultan’ı veliahd tayin etmişti. Beyler, oğulları olduğu halde kızını veliahd tayin etmesine çok şaşırdılar. Sebebini sorduklarında; “Oğullarım gençlik eğlencelerine dalmışlardır. Hiç birisinde ülkeyi idare edecek kabiliyet yoktur, ölümümden sonra oğullarımdan hiç birinin veliahdlığa kızım kadar layık olmadıkları Görülecektir” cevabını verdi.

İltutmuş vefat edince, devletin ileri gelenleri, vasiyetine rağmen, oğullarından Rükneddin Firuz’u tahta geçirdiler. İltutmuş’un önceden dedikleri çok geçmeden ortaya çıktı. Tahta geçen Firuz, eğlenceye daldı. Devlet idaresi, annesi Şah Terken Hatun’un eline geçti. Şah Terken’in zalimane idaresi ve hanedan ailesinden bir çok kişiyi ortadan kaldırmak istemesi, hatta İltutmuş’un oğlu Kutbeddin Muhammed’i öldürtmesi, valilerin ayaklanmalarına sebeb oldu. Altı ay hüküm süren Firuz, çıkan isyan sonucu yakalanıp, öldürüldü. Sonunda Raziye Sultan, Delhi halkı ve ordu kumandanlarının bir bölümü tarafından sultan ilan edildi.

İslam dünyasında hükümdarlık yapan ender kadınlardan biri olan Raziye Sultan, bir çok güçlüklerle karşılaştı. Bu devirde İltutmuş’un komutanlarından kırk tanesi devlet idaresine hakim duruma gelmişti. Bunlar, Habeş asıllı Cemaleddin Yakut’un, yüksek görevlere getirilmesine karşı çıkarak isyan ettiler. Raziye Sultan, ayaklananların üzerine yürüdüğü sırada, Cemaleddin Yakut, isyan eden beyler tarafından öldürüldü.

Raziye Sultan da yakalanıp Taberhind valisi İhtiyarüddin Altuniye’ye teslim edildi. Bu durumu öğrenen Delhi’deki beyler, 1240 senesinde iltutmuş’un oğullarından Mu’izzüddin Behram Şah’ı tahta çıkardılar. Raziye Sultan, İhtiyarüddin ile evlenerek tahtı yeniden ele geçirmeğe çalıştı ise de öldürüldü. Mu’izzüddin Behram Şah ve ondan sonra tahta geçen Alaüddin Mes’ud Şah devleti idare edecek güç ve kudrete sahip olmadıkları için, kısa sürede azledildiler.

Mes’ud Şah’dan sonra, iltutmuş’un en küçük oğlu Nasıreddin Mahmud tahta çıkarıldı. Dindar ve müşfik bir hükümdar olan Mahmud Şah, devleti idare edecek kabiliyete sahip değildi. Bu sırada iltutmuş’un Memluklerinden (köle) biri olan ve soyca Kıpçak Türklerine dayanan Balaban, büyük bir nüfuz kazanmıştı. Devletin idaresinde başarısız olan sultanlar yüzünden Delhi Sultanlığı’nın varlığı tehlikeye düştü. Moğollar; Sind, Mültan ve Batı Pencap’a girdiler. 1241 senesinde Lahor’u yağmaladılar. Kırklar diye bilinen komutanlar arasında kıskançlık yüzünden parçalanmalar baş gösterdi. Guvvalyar ve Rantambor bölgeleri devletin elinden çıktı. Do’ab’daki Hindli yol kesiciler yüzünden, Bengal ile haberleşme tamamen kesildi.

Balaban, sür’atle harekete geçerek, muhtelif bölgelerde isyanları bastırdı. Hind kabilelerini, racaları ve bazı emirleri cezalandırdı. 1247 senesinde Kalinca ile Kama arasındaki bölgeyi ele geçirdi. Bir sene sonra Rantambor’a yapılan seferde başarı elde edilemedi. 1251 senesinde ise Guvvalyar ve Narvar hükümdarı Çaharadeva’ya karşı başarılı bir sefer düzenledi. Balaban’ın başarıları, ordu ve halk arasında kuvvet ve kudretinin artması ve yetkileri sebebiyle kıskanmalara yol açtı. Bunların başında Hindli dönme İmadeddin Reyhan bulunuyordu, İmadeddin Reyhan, Balaban’ı çekemeyen komutanlardan bir kısmı ile iş birliği yaparak, Sultan Mahmud’un gözünden düşürmeye muvaffak oldu. Neticede nüfuzunu kullanamayan Balaban vazifeden ahndı. Vazifeden ayrılması, idarenin aksayıp bozulmasına sebeb oldu. Delhi sokaklarında asayiş sağlanamaz hale geldi. Devletin kötü akıbete sürüklendiğini gören Kırklar diye bilinen komutanlar ile vilayetlerin başındaki melikler, Balaban ile birleşerek Delhi’ye yürüdüler. İmadeddin Reyhan’ı vazifeden uzaklaştırarak görevi tekrar Balaban’a verdiler. Düzen ve intizamı yeniden sağlayan Balaban, bağımsızlıklarını ilan için hazırlanan büyük valilere karşı seferler düzenledi. Önce 1255 senesinde Sultan’ın annesi ile evli olan Oudh hakimi Kutluğ Han’ın isyanını bastırdı. 1257 senesinde tekrar Hindistan’a giren Moğollara karşı büyük bir ordu hazırladı. Moğolların geri çekilmelerini fırsat bilerek birlikleri ile orduya katılmayan bazı vali ve beylerin üzerine yürüdü. Bunları sindirdi ve bir çoğunu affetti. 1260 senesinde Moğol akınları sırasında Delhi ordusunun birçok devesini çalmış ve orduyu felce uğratmış olan ve dağlık Sivalik mevkiinde bulunan hinduların üzerine yürüdü. Sultan Nasıreddin Mahmud Şah’ın 1266 yılında ölümü üzerine, iktidarın gerçek hakimi olan Balaban, Gıyaseddin lakabı ile tahta çıktı.

Tahta çıkar çıkmaz, merkez ordusunu yeniden düzenledi. Asayişi bozan hinduları ve Delhi civarındaki haydutları şiddetle cezalandırdı. Me’murlar arasında disiplini sağladı ve iktalar konusunu ele aldı. O, ikta olarak dağıtılan toprakların mülkiyet hakkının devlete ait olduğunu kabul ediyordu. Fakat askeri sınıfın şikayeti ve ricaları üzerine bu konudaki kararını uygulamaya koymadı.

Balaban, idaresi altında büyük bir ordu bulunmasına rağmen, sultanlığın kaybettiği toprakları geri almak için fazla bir gayret göstermedi. Tek düşüncesi, hudutları tehdit eden Moğollara karşı hazırlıklı olmaktı. Bu gayeyle Sind ve Batı Pencab’ın idaresini yeniden düzenledi. Bölgeye önce Şir Han’ı, ölümünden sonra oğlu Muhammed Han’ı vali tayin etti. Diğer oğlu Mahmud Buğra Han ise, bir ordu ile kuzeyde bulunuyordu. 1279 senesinde Moğollar, Pencab’a saldırdılar. Delhi Sultanlığı topraklarında epeyce ilerleyerek Sütlüce ırmağını aştılar fakat bozguna uğratıldılar. Moğollar, Balaban’ın sağlığında bir daha Delhi Sultanlığı topraklarına saldırmaya cesaret edemediler.

Moğol saldırısını fırsat bilen Bengal valisi Tuğrul Han ayaklanarak, bağımsızlığını ilan etti. Balaban, Moğolları yendikten sonra bu vali üzerine iki ordu gönderdi. Her iki ordunun da yenilmesi üzerine kuzeyde bulunan oğlu Buğra Han’ın ordusunu da yanına alarak Bengal üzerine yürüdü. Tuğrul Han, hazinesini ve fillerini alarak Orissa ormanlarına sığındı ise de ele geçirilerek öldürüldü. Bengal valiliğine oğlu Mahmud Buğra Han’ı tayin etti. Ona Tuğrul’un sonunu hatırlatarak, isyan etmemesi için nasihatlerde bulundu. Balaban, bir müddet sonra oğlu Muhammed’in 1285 senesinde Moğollarla yaptığı muharebede öldüğünü öğrendi. Bu duruma çok üzülen Balaban’ın sağlık durumu bozuldu. Oğlu Buğra Han’ı yanına çağırarak, devlet idaresini ona bırakmak istedi. Ancak Buğra Han böyle bir mes’uliyeti yüklenecek güçte değildi. Babasından izinsiz Bengal’e döndü. Bunun üzerine Balaban, Muhammed’in oğlu Keyhüsrev’i veliahd tayin etti ve bir süre sonra 1287 senesinde öldü. (Bkz. Balaban)

Emirler, Balaban’ın vasiyetine rağmen, Buğra Han’ın oğlu Mu’izzüddin Keykubad’ı tahta geçirdiler. Keykubad, dedesinin kontrolünden kurtulmanın verdiği rahatlık ile eğlenceye dalarak devlet işlerini unuttu. Babası Buğra Han’ın nasihatlerini dinlemedi ve Delhi’ye döner dönmez eski yaşayışına devam etti. Bir süre sonra hastalanınca tahttan indirilerek yerine küçük yaştaki oğlu Keyümers geçirildi. Ancak butsultan, devlet adamlarının elinde oyuncak oldu. Kısa süre sonra sultan ve baba Keykubad öldürüldü. Keyümers’in naibi olan Halaçların reisi Firuz Şah, rakiblerini yenerek, Celaleddin lakabı ile Delhi Sultanlığı’nın başına geçti. Celaleddin Firuz Şah’ın 1290 senesinde Delhi Sultanlığı tahtına geçmesinden sonra, idare Halaciler sülalesinin eline geçti.

Delhi Sultanlığı’na hakim olan Halaç ailesi, eski bir Türk kabilesi olan ve kesin olarak tesbit edilemeyen bir tarihte Türkistan’dan göç edip doğu Afganistan ile Hindistan’ın kuzey hududlarına yerleşen Halaç Türklerine mensubdurlar.

Firuz Şah’ın saltanatı ele geçirmesi, öteki Türk memlukler ve Delhi halkı tarafından ilk önce iyi karşılanmamıştı. Bu yüzden bir süre Kiluphari’de ikamet etti. Halk, duruma alıştıktan sonra Delhi’ye yerleşti. Firuz Şah, tahta geçtiği zaman yetmiş yaşında, iyi kalbli, dinine bağlı bir zat idi. Aşırı merhametinden dolayı gerektiği yerlerde dahi sert tedbirler almaktan çekindi. Bu huyu, beylerin hoşuna gitmiyordu. Balaban’ın yeğeni ve Kara valisi Melik Canan, 1291 senesinde ayaklandı. Fakat Firuz Şah’ın oğlu Erkli Han bu isyanı bastırmaya muvaffak oldu. Asilerin çoğunluğu affedildi. Firuz Sah, Kara valiliğine yeğeni ve damadı Alaüddin’i tayin etti. Bir süre sonra Delhi’de nüfuz sahibi bir kimse olan Sidi Mevla ve bazı devlet adamları, Firuz Şah’a suikast teşebbüsünde bulundular. Bu suikast zamanında önlenerek, Sidi Mevla, Erkli Han’ın verdiği emir ile öldürüldü.

Firuz Şah’ın Hindli Prenslere karşı seferleri müsbet neticeler vermedi. Onun asıl isteği Moğollardan uzak kalmaktı. 1291-92 senesinde Moğol ordusunun büyük bir istila teşebbüsü başarıyla önlendi ve Moğolların çoğu esir edildi. Bu esirlerin büyük bir kısmı müslüman olarak Delhi Türk Sultanlığı’nın hizmetine girdiler. Aynı sene içinde Mandor ve Ucceyn’e sefer düzenlendi. Bu arada Kara valisi Alaüddin, hükümdardan izin almadan Devagir üzerine sefere çıktı. 1294 senesinde sekiz bin kişilik bir süvari birliği ile yola çıkan Alaüddin, Vindhyalar dağlarını geçerek zor şartlar altında iki ay süren bir yolculuktan sonra, Devagir’e vardı ve şehri kısa sürede ele geçirdi. Alaüddin, aldığı büyük ganimetlerle ülkesine döndü. Firuz Şah, bu galibiyete çok sevindi. Yeğenini tebrik ve teftiş için Kara’ya gitti. 1296 yılında, çıktığı bu yolculuğu esnasında vefat etti. Yeğeni ve damadı Alaüddin, Kara da sultanlığını ilan etti.

Delhi’de, o sırada Mültan’da bulunan veliahd Erkli Han’ın, yerine, Firuz Şah’ın küçük oğlu Rükneddin İbrahim tahta çıktı. Bu durum, Alaüddin Muhammed’in işine yaradı. Bir süre sonra da Firuz Şah’ın hanımı Melike-i Cihan, oğlu Rükneddin ile birlikte Mültan’da bulunan Erkli Han’ın yanına gitmek mecburiyetinde kaldı. Alaüddin Muhammed, amcasının ölümünden beş ay sonra 3 Ekim 1296’da Delhi’de tahta çıktı.

Alaüddin Muhammed, uzun seneler Moğol saldırılarına karşı koymakla uğraştı. 1299 senesinde Kutluğ Hoca’nın kumandasında iki yüz bin kişilik bir Moğol ordusu Delhi önlerine kadar geldi. Alaüddin, Moğollara karşı, ordusunun az olmasına rağmen kahramanca savaştı ve Moğolları bozguna uğrattı.

1301 senesinde Rantambor yakınlarında, kardeşinin oğlu Akat Han, Alaüddin Muhammet’i yaralayıp öldürdüm zannederek tahta çıkmak istediyse de yakalanarak öldürüldü. Bir süre sonra Badaun ve Eved’de, Alaüddin’in kız kardeşinin oğulları Ömer ve Mengu hanlar, Delhi’de ise Hacı Mevla adında bir beyle anne tarafından iltutmuş soyundan olan Ulvi ayaklandılar. Bu ayaklanmalar kısa sürede bastırıldı ve asiler öldürüldü, iç işlerini düzelten Alaüdin Muhammed, 1302 senesinde fetihler yapmak için sefere çıktı. Racistan’da ünlü Çitor kalesini kuşatarak aldı. Fakat ordu bu seferden yorgun ve çok kayıp vermiş olarak döndü. Aynı zamanda Telingan Devleti azerine gönderdiği ordu da başarı elde edemeden ve yorgun olarak döndü.

Alaüddin Muhammed’i, Çitor’da sanan Targı’nın kumandasındaki Moğol ordusu, 1303 senesinde Hindistan’a girerek Delhi önlerine kadar geldi. Sultan Delhi’de olmasına rağmen, askeri az ve yorgundu. Dağınık olan bey ve askerlerini beklemek zorunda kalan sultan, şehirde kıtlık baş göstermesi üzerine devlet ambarlarından ucuz yiyecek sattırarak halkını korudu. Beklenmedik bir anda çekilen Moğollar, iki ay kadar Delhi çevresini ve kenar mahallelerini yağmaladılar. Sultan, bu sırada eksiklerini görüp gerekli tedbirleri aldı. Balaban tarafından yapılan istihkamlar onarıldı ve yeni kaleler yapıldı. Nihayet 1305 senesinde Amroha ve 1306 yılında Ravi yakınlarında, Moğollar bozguna uğratıldı. Bu mücadeleler sırasında Dipalpur eyaleti hudutları Melik Gazi Tuğluk’un idaresine verildi. Melik Gazi’nin her sene düzenlediği seferlerden dolayı da Moğol tehlikesi kalktı.

Kuzey Hindistan’ın hemen hemen tamamına hakim olan Alaüddin, 1308 senesinde Melik Kafur’u güney seferine gönderdi. Melik Kafur, önce Varangel’i, 1310 senesinde de Madura ve Duarasamudra’yı ele geçirdi. Böylece sultanlığın güney sınırları deniz sahiline kadar dayandı.

Sultan Alaüddin, hiç tahsil görmediği halde, şahsi kabiliyet ve tecrübeleri ile devlet topraklarını genişletti. Bir çok idari yenilik yaptı. Müslümanların refah ve huzur içinde yaşamasını sağlamaya çalıştı, fakat sonraları zulme başladı. Alimlerin devlet işlerindeki yardımlarını tamamen red ederek, yönetimde katı merkeziyetçi bir yol tuttu. Bir çok araziyi ve vakıfları devlet kontrolü altına aldı. Haber alma teşkilatını geliştirdi ve etkili hale getirdi. Me’murların teşkilatlanmalarını önlemek gayesiyle sultanlığın müsadesi olmadan evlenmelerini özel mahiyetteki içki ve eğlence meclislerini yasaklattı. Zirai mahsulden alınan vergiyi bir çok beldede %20’den %50’ye yükseltti. Gıda maddelerinin fiyatlarının yükselmesinden, düşük ücretlilerin zarar görmesini önlemek için iktisadi ve idari tedbirler aldı. Tüccarın vurgunculuk yapmasını yasakladı.

Sultan Alaüddin 1316 senesinde ölünce, Melik Kafur veliahd Hızır Han’ın yerine henüz 5-6 yaşındaki Şihabüddin Ömer’i tahta çıkardı. Daha sonra Alaüddin’in üçüncü oğlu Mübarek Han’ı kör etmeğe çalıştı ise de, gönderdiği adamları kandıran Mübarek Han, Melik Kafue’u öldürttü. Mübarek Han, önceleri naib olarak hüküm sürdü. 1316 senesi Nisan ayının birinde, küçük kardeşini hapse attırarak Kutbeddin lakabı ile tahta çıktı. Mübarek Han, babasının bazı kanunlarını yürürlükten kaldırdı. Gucerat ve 1318 senesinde Dexagiri’deki isyanları bastırdı. Son seferinden döndüğünde kardeşlerini öldürmek istedi. Nizameddin Evliya gibi mübarek bir Allah dostuna hürmetsizlik edip, uygun olmayan tavırlar takındı. Bu hareketleri, zevk ve eğlenceye düşkünlüğü, halkın ona karşı olan sevgisini nefrete dönüştürdü. Bir hindu dönmesi ve kölesi olan Hüsrev Han tarafından 1320 senesi Nisan ayında öldürüldü. Hüsrev Han tahta geçti.

Hüsrev Han, tahta geçtiği zaman, Pencab’da hudud bölgeleri kumandanı olan Gazi Melik Tuğluk isyan etti. Oğlu Fahreddin Cavna’nın da teşviki ile Delhi üzerine yürüdü. Delhi önlerinde yapılan savaşı Gazi Melik Tuğluk kazandı. Hüsrev Han yakalanarak idam edildi. Gazi Melik de 1320 senesi Eylül ayının altısında Delhi Sultanlığı tahtına çıktı. Bu tarihten itibaren Delhi sultanlığında Tuğluklar devri başladı.

Babası Türk, annesi Hindli olan Gazi Melik, Gıyaseddin lakabı ile tahta geçti. Melik Tuğluk, tahta geçtikten bir hafta gibi kısa bir zaman zarfında sü-kuneti sağladı. Tuğluk-abad adı ile yeni bir şehir kurdu ve burasını hükümet merkezi yaptı. Dekken’deki Varangel racası isyan edince, Uluğ Han ünvanı alan oğlu Cavna Han’ı o bölgeye gönderdi. Bu sefer, başarısızlıkla neticelendi. Cavna Han, babasının öldüğü şayiası üzerine Delhi’ye döndü ise de, 1323 senesinde tekrar Dekken üzerine gönderildi. O da Bidar’ı fethettikten sonra Varangel’e doğru ilerliyerek burayı da ele geçirdi. Bu tarihten itibaren Varangel, Sultanpür olarak adlandırıldı. Cavna Han, bölgede son olarak Telingana’yı fethetti. Burası ilk defa doğrudan doğruya müslümanların idaresine girdi.

Bu sırada, Bengal bölgesi Balaban’ın torunlarından Firuz Şah’ın idaresinde idi. Firuz Şah’ın ölümü, oğulları arasında saltanat kavgalarına yol açtı. Bunlardan Nasıreddin, Melik Tuğluk’a müracaat ederek yardım istedi. Tuğluk için bulunmaz bir fırsat çıkmıştı. Hemen harekete geçerek Nasıreddin ile birleşti. Muhalifleri bertaraf edilen Nasıreddin, Bengal hakimi olarak tahta çıkarıldı ve bölge Delhi sultanlığına bağlı bir eyalet haline getirildi. 1325 senesinde Delhi’ye dönen Tuğluk, oğlunun düzenlediği karşılama töreni sırasında geçici olarak yapılmış olan köşkün çökmesi sonucu öldü.

Babasının ölümü üzerine Cavna Han, Muhammed Şah lakabı ile tahta geçti. Muhammed bin Tuğluk, bazı idari ve askeri tedbirler aldı. Güneydeki setihler sebebiyle, bölgede yeni bir saltanat merkezi yapılmasına ihtiyaç duyarak 1327 senesinde Devagir’i yeniden inşa ettirdi. Devletabad adını verdiği bu şehri hükümet merkezi yaptı. Hükümet me’murları, alimler ve halktan pek çok kişi buraya yerleşti. Muhammed Han, gönüllü göçün az olması yüzünden, halkı Devletabad’a göç etmeğe zorladı. Bu duruma kızan naiK, arazilerini terk ederek hırsızlığa başladı. Sultanın, bunlar üzerine bir birlik göndermesi, arazide ziraat yapılmasını zorlaştırdı ve Delhi’de kıtlık baş gösterdi.

Muhammed Han, 1330 ile 1332 seneleri arasında bakır ve bronz paralar tedavüle çıkararak, bunları gümüş ve altın paralarla eş değer sayınca, piyasaya binlerce sahte para sürüldü. Bu paralar, devlet hazinesindeki gümüş paralarla değiştirildi ve devletin mali durumu sarsıldı. Fakat sultan, yeni aldığı tedbirlerle mali krizi biraz olsun atlattı. Bu defa da çıkan isyanlarla uğraştı. 1335 senesinde Ma’ber valisi Seyyid Celaleddin Madura, bağımsızlığını ilan etti. Sultan bu valinin üzerine yürüdü ise de, Varangel bölgesine vardığı zaman, orduda kolera salgını baş gösterdi. Muhammed Han’ın kendisi de hastalığa yakalanınca, seferden vazgeçilerek ordu geri döndü. Böylece Ma’ber, Delhi Sultanlığı’nın idaresinden çıktı. Sultan, boşalan hazineyi doldurmak için bazı sert tedbirler alınca, halkın büyük bir kısmı isyan etti. Buna Delhi çevresindeki kıtlık da eklenince, Sultan’ı bazı yeni tedbirler almaya zorladı. Delhi halkının büyük kısmını verimli topraklara sahib olan Avadh eyaletine nakletti. Bu bölgedeki Ganj nehrinin sol kıyısında Svargadvara adlı bir şehir kurdu. Böylece, halkın isyanının ileri derecelere ulaşmasını engelledi.

Muhammed Han, bu işlerini yoluna koyduktan sonra, dağlık Kangra bölgesini ele geçirmek için hazırladığı yüz bin kişilik bir orduyu o bölgeye gönderdi. Kangra alınarak bölgede zaferler elde edildi. Fakat dönüşte iklim şartları ve yerli halkın düşmanlığı, ordunun tamamının yok olmasına sebeb oldu.

Bengal valisi Behram Han, 1338 senesinde ölünce, sultanlığa bağlı Doğu Bengal eyaleti istiklalini ilan etti. Aradan bir sene geçmeden Ali Şah Kar adında bir kumandan isyan etti, fakat isyan anında bastırıldı. Arkasından Avadh valisi Ayn el-Mülk ayaklandı. Sultan bütün güçlüklere rağmen bu isyanı da bastırdı. Ayn el-Mülk yakalanarak habs edildi ise de, bir süre sonra af edilerek tekrar Avadh valiliğine getirildi. 1340 senesinde de Multan valisi Melik Şadü Ludi ayaklandı. Lakin sultandan korkarak Afganistan’a kaçtı. Sultan Muhammed, müslümanlar arasında kaybettiği saygı ve sevgiyi yeniden kazanmak için, 1341 senesinde Mısır’daki Abbasi halifesine elçi gönderdi, onun adına hutbe okuttu ve para bastırdı. Bütün bunlara rağmen isyanlar bir türlü durmuyordu.

1343 senesinde Pencap eyaletindeki Sunam, Samana, Kaythal ve Guhram’da isyanlar çıktı. Muhammed Tuğluk, Emiran-ı şada denilen ve kırlık arazilerde düzeni sağlayan kumandanların hoşnutsuzluğa sebebiyet verdiklerini düşünerek, Aziz Hammar adında bir me’muru bu bölgeye gönderdi. Bu me’murun Emiran-ı sada’dan doksana yakınını öldürmesi üzerine, Gücerat ve Dekken’de isyanlar başladı. Aziz Hammar ayaklananlar tarafından öldürüldü. Bunun üzerine bölgeye Devletabad’daki Emiran-ı sada’lar gönderildi. Bunlar da isyan ederek bölgeyi ele geçirdiler. İsyancılar, İsmail Müh adında bir komutanı Nasıreddin Şah lakabı ile Dekken sultanı ilan ettiler. Muhammed Tuğluk, Devletabad üzerine yürüdü ve şehri ele geçirerek, isyancıları iç kalede kuşattı. Bu sırada Tagi adlı bir Türk’ün Gücerat’da ayaklanması, muhasaranın kaldırılmasına yol açtı. Tagi, Sultan’ın üzerine geldiğini öğrenince, Sind bölgesindeki Thattha’ya kaçtı. Oradaki kabile reisleri de isyana katıldılar. Muhammed Tuğluk, ordusunu toplayıp Sind üzerine yürüdü. Fakat Tahattha yakınlarında hastalanarak 1351 senesi Mart’ında öldü. Muhammed Tuğluk’un ölümü sırasında Hindistan’da üçü ayaklanmalardan ortaya çıkma beş tane bağımsız Müslüman-Türk devleti vardı.

Muhammed Tuğluk’un ölümünden sonra, başsız ve güç durumda kalan ordunun ileri gelen kumandanları ve devlet adamlarının ısrarıyle, ölen sultanın yeğeni Firuz Şah, sultanlığı istememesine rağmen, tahta çıkarıldı. Sultan Sind seferine çıkarken, Delhi’de işleri idare etmek için bırakılan Hace Cihan, Muhammed Tuğluk’un gayr-i meşru oğlu olduğu iddia edilen küçük yaşta bir çocuğu tahta çıkardı. Fakat Hace Cihan’la birlik olan bazı kumandanlar, Firuz Şah ile birleşince, Hace Cihan’da ona itaat etmek mecburiyetinde kaldı, önce affedildi ise de, devlet adamlarının ısrarı üzerine Delhi’den çıkarıldı. Şehirden ayrıldıktan sonra yolda öldürüldü.

Firuz Şah, tahta geçtikten sonra devleti kuvvetlendirmek için seferlere çıktı. Bengal bölgesinin hakimi İlyas, 1345 senesinde Batı Bengal’de bağımsızlığını ilan etmiş, 1352 senesinde ise Doğu Bengal’i ele geçirmişti. Firuz Şah, önce ilyas’ın üzerine yürüdü ve onu Ikdala kalesine çekilmeye mecbur bıraktı. Bu sefer, bir netice elde edemeden bitti. Firuz Şah, beş sene sonra ordusunu kuvvetlendirerek tekrar Bengal’e sefer düzenledi. Bengal topraklarının tamamını ele geçirdi. Bölge hakimi İskender Şah, babası gibi Ikdala’ya çekilmişti. İskender, senelik 40 fil verip sultana tabi olmayı kabul ederek barış andlaşması yaptı. Firuz Şah, bu seferden sonra Orissa üzerine yürüyerek burayı ele geçirdi. Orissa racası barış yapmak istedi. Senelik yirmi fil vergi vermek üzere barış yapıldı. Dönüşte yolunu kaybeden ordu, büyük güçlüklerle Delhi’ye ulaştı.

Firuz Şah, 1367 senesinde doksan bin süvari, 480 fil ve çok sayıda piyadeden meydana gelen ordusu ile Thattha üzerine sefer düzenlendi. Durumu haber alan Sind Camları’nın hükümdarı Cam Mali bu tehlike karşısında büyük bir ordu topladı. Firuz Şah’ın ordusu açlık ve salgın hastalık yüzünden kuvvetini kaybetmesine rağmen, Hind kuvvetlerini müstahkem mevkilere çekilmek zorunda bıraktı. Firuz Şah, ordusuna yeniden çeki düzen vermek için Gucerat’a çekildi. Bu çekilme sırasında hindli kılavuzlar yüzünden ordu çok büyük kayıplar verdi. 1363 senesinin yağmur mevsiminde ordusunu hazırlayan Firuz Şah, aniden Thattha üzerine yürüdü. Bu durum karşısında Cam Mali, teslim olarak senede 400.000 hind parası vermek şartıyla anlaştılar.

Bütün devlet işlerini yürüten sadık Vezir Han Cihan Makbul, 1373 senesinde öldü. Yerine geçen oğlu da babasının Han Cihan lakabını aldı. Firuz Şah, bir sene sonra büyük oğlu Feth Han’ı kaybetti. Oğlunun ölümü, Sultan’ı çok sarstı. İhtiyarlığı yüzünden devlet idaresini kontrol edemiyordu. Bu yüzden bütün devlet idaresi, Vezir Han Cihan’ın elinde idi. Vezirin ölçüsüz hareketleri, kendisine karşı bir muhalefetin meydana gelmesine sebeb oldu. Han Cihan, Şehzade Muhammed’in muhaliflerinin, kendisine bir suikast hazırladıklarına Firuz Şah’ı inandırdı ise de, Şehzade Muhammed, babasını böyle bir şey olmadığına ikna ederek bir komployu önledi. Han Cihan, gayesine ulaşamadığı için Delhi’yi terk etmek zorunda kaldı.

Firuz Şah, 1388 senesi Eylül ayında seksen üç yaşında iken öldü. Her işinde alimlere danışan Firuz Şah, ülke topraklarını genişletmek için büyük seferlere çıkmaktan ziyade iç işleri ile uğraşmayı tercih etti. İşlerinde en büyük desteği, hocası Celaleddin Hindi’den (rahmetullahi aleyh) görmekteydi. Vergileri koyup kaldırmakta dinin hükümlerine çok dikkat ederdi. Dine uymayan her türlü vergiyi kaldırdı. Devlet geliri azalacağı yerde daha da arttı. Devlet idaresinde yaptığı düzenlemeler, mali ve iktisadi alanlarda büyük bir gelişmeye sebeb oldu. Müslüman ve gayr-i müslim bütün halkın refah ve saadetine hizmet etti.

Firuz Şah’dan sonra şehzadeler arasındaki mücadeleler, onun yaptığı bütün iyi işlerin tahrib olmasına ve sultanlığın kötü duruma düşmesine sebeb oldu. Bu mücadelelerden sonra torunu Gıyaseddin Tuğluk tahta geçti. Bu tarihten Timur Han’ın 1398 senesindeki, Hindistan seferine kadar taht, altı el değiştirdi. Timur Han, 1398 senesi Eylül ayında Indus nehrini geçerek Hindistan’a girdi. Delhi sultanı Mahmud Şah, elindeki yetersiz kuvvetlerle karşı koymaya çalıştı ise de Delhi önündeki muharebede kesin bir yenilgiye uğradı. Delhi Timur Han’ın eline geçti. Timur Han, 1399 senesinde Türkistan’a geri dönünce, Mahmud Şah yeniden hükümdar ünvanını aldı. Fakat önce Mallu, sonra da Devlet Han Ludi’nin elinde bir kukla hükümdar olarak kaldı. Mahmud Şah’ın 1413 senesinde ölmesi ile Tuğluk hanedanı sona erdi.

1414 yılında Mültan valisi Hızır Han, Delhi’yi ele geçirdi ve ölünceye kadar bölgeyi Timur ve Şah ruh adına idare etti. Ölümünden sonra yerine geçen oğlu Mübarek, bağımsızlığını ilan etti. Böylece Delhi Sultanlığı’nın idaresi, Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin neslinden olduklarını iddia etmeleri yüzünden Seyyidler adını alan Hızır Han nesline geçti. Mübarek Şah’ın saltanatı, ayaklanmalarla geçti. Mübarek Şah, 1434 senesinde nüfuzunu kırmak istediği veziri Serverül-Mülk tarafından öldürüldü. Yerine kardeşinin oğlu Muhammed, ondan sonra da 1444’de onun oğlu Alem Şah çıktı. Hepsinin saltanatı, kargaşalık, ayaklanma, iç ve dış harblerle geçti. Bu yüzden devlet gittikçe zayıfladı. Son yıllarda devlet işleri Pencab’ın büyük bir kısmına hakim olan Behlül Han Ludi adında bir Afgan beyinin eline geçti. 1451 senesinde Behlül’ün baskısına dayanamayan Alem Şah, tahtı ona bırakarak Badaun’da yerleşti. Böylece Delhi Türk Sultanlığı sona erdi ve hükümdarlık Afgan asıllı Ludilerin eline geçti. (Bkz. Ludiler)

İdari teşkilat: Devletin idari teşkilatı genelde Türk-islam devletlerinin teşkilatına dayanmakta idi. Saray teşkilatının başında Vekil-i dar bulunurdu. Ondan sonra idaresinde haciblerin görev yaptığı Emir hacib veya Bar bey denilen saray görevlisi gelirdi.

Merkez teşkilatı, vezirin idaresinde idi. Vezirin başkanlığındaki Divan-ı vezaret; Divan-ı inşa, Divan-ı istifay-ı memalik, Divan-ı işraf-ı memalik ve Divan-ı arz gibi ikinci derecedeki divanlardan meydana gelirdi. Divan başkanları sırayla; Debir-i Has, Müstevfi-i memalik, Müşrif-i memalik, Arz-ı memalik ve Berid-i memalik isimlerini taşırlardı. Balaban zamanında muntazam bir berid yani resmi istihbarat ve posta teşkilatı kurulmuştu. Dini işler Sadr-üs-Sudur denilen görevlinin idaresinde idi. Bu zat aynı zamanda sultanlık baş kadısı Kadı-i memalik görevini de yapardı.

Delhi Türk Sultanlığı, süvari kuvvetlerinin büyük rol oynadığı düzenli bir orduya sahipti. Askerler önce, iktalardan faydalanırlardı. Daha sonra maaş almaya başladılar. Orduda fillerin önemli bir yeri vardı. Fillerin üzerinde okçular bulunurdu. Ayrıca bunlardan düşman saflarını yarmak ve maneviyatlarını bozmak için faydalandırdı. Ordunun piyade sınıfının çoğunu hindular meydana getirirdi. Hassa askerleri dışında, piyadeler geçici olarak orduya alınırdı.

Kültür ve medeniyet: Bir çok alim, şair, yazar ve san’atkarı himayelerine alan Delhi sultanları, kültür ve san’atın gelişmesine büyük hizmet ettiler. Balaban devri, ilim ve san’at bakımından önemlidir. Onun devrinde Ferideddin Mes’ud, Sadreddin bin Behaeddin Zekeriyya, Bedreddin Ganevi gibi İslam alimleri, Hamideddin, Bedreddin Dımeşki, Hüsameddin gibi tıb alimleri yetişti. Büyük alim Emir Hüsrev Dehlevi, Delhi sultanlarından himaye gördü. Hüsrev Dehlevi, Hindistan’da şiirlerini Farsça yazan şairlerin en büyüğüdür. Şairliği yanı sıra, tarihi eserler de yazmıştır. Delhi sarayında yaşayan şairlerden birisi de Hüsrev Dehlevi’nin yakın arkadaşı Necmeddin Hasen Senceri’ydi. Bu iki zatın yakın dostu tarihçi Ziyaeddin Berni, 1357 senesine kadar Delhi Sultanlığı’nın tarihini anlatan Tarih-i Firuz Şah adlı eserin yazarıdır. Nizamüddin Evliya, Feridüddin Genc-i Şeker ve Şeyh Nureddin, Celaleddin Hindi gibi büyük tasavvuf alimleri Delhi Türk Sultanlığı zamanında yaşamış, Hindistan’ın meşhur ve büyük velileridir.

Delhi sultanları, genişimarfaaliyetlerinde bulundular. Günümüze kadar ulaşan bir çok eserler yaptılar. Ayrıca yeni şehirler inşa ettiler. Yaptıkları eserlerin büyük kısmı Delhi’dedir. Kutbeddin Aybeg’in yaptırmaya başladığı 79 metre yüksekliğindeki Kutb Minar ismi ile meşhur minare daha sonra bitirilmiştir. Aybeg, ayrıca Cayna mabedleri enkazını kullanarak Kutvet-i Mslam adlı camiyi inşa ettirdi.

Halaci hanedanlığı zamanında Hindistan’daki müslüman mimarisi, Selçuk mimarisi teknik ve üslubunun etkisinde gelişti. Alaüddin Halaci zamanında Kutvet-il-İslam Camii’nin yanında yapılan medrese bunlardan biridir.

Tuğluklarda Firuz Şah, bir çok imar faaliyetlerinde bulundu. Ayrıca eski eserlerin tamir ve ihyasına büyük önem verdi. Hisar ve Cavnpur gibi birçok meşhur şehir kurdu ve tamir ettirdi. Ayrıca Firuzabad adıyla Delhi yakınlarında yeni bir başkent inşa ettirdi. Buranın güneyinde Havz-ı Hassı denilen büyük havuzun kenarında bir medrese yaptırdı. Bunlardan başka; 50 sulama bendi, 40 cami, 30 medrese, 20 Hangah, 100 kervansaray ve han, 5 Darüşşifa, 100 türbe ve mezar, 10 hamam, 150 sulama işlerinde de kullanılabilecek kuyu ve su biriktirmeye mahsus havuz, 100 köprü yaptırmıştır